Küçükken dönem dönem tostçu olma, futbolcu olma veya öğretmen olma hayallerim olmuştu. Özellikle basketbol ve futbol olmak üzere spora inanılmaz yeteneğim vardı. Ailemin derslerin daha önemli diye dayatmaları sonucu maalesef profesyonel manada spora girişim mümkün olmadı. Basketbol yıldız milli takım antrenörü tarafından beğenilip takımına davet edilmeme rağmen, ailem izin vermedi. Onun dışında ne bir müzik aletiyle haşır neşir oldum, ne de herhangi bir sanat dalıyla uğraştım. Gezmek konusu da benim çocukluk hayallerimden biri sayılmazdı.

Neyse konuyu dağıtmayalım, şu an başarılı bir Veteriner Hekim’im ve İstanbul’da hayatıma devam ediyorum. Bugünlerde çok fazla gezmemin ve dünya turu hayalleri içinde günlerimi geçirmemin aslında tek bir nedeni var. O da 2010 yılında Erasmus Öğrenci Değişim Programı ile Polonya’da geçirdiğim bir yıldır. 2010- 2011 öğretim yılını Erasmus Bursu ile Polonya’nın Olsztyn şehrinde geçirdim ve o muhteşem yıl benim hayata bakış açımı tamamen değiştirdi. Yeni insanlar tanıyıp, yeni kültürleri görmenin keyfini o zaman tattım. Polonya’dayken İngilizcemi üst seviyeye çekmekle kalmayıp, İspanyollarla kaldığım için tek tük İspanyolca da öğrenmeye başladım. Onlarca değişik ülkeden yüzlerce insan tanıyıp, onlarla yaşadım, aynı yemeği paylaştım, aynı sorunlara çözüm bulmaya çalıştım ve aynı şeylere gülüp eğlendim. Sonucunda insanı insan olduğu için sevmenin ne demek olduğunu, aslında hepimizin din, dil, ırk ayrımı olmaksızın farklı olmadığımı anladım. Bunları anlatıyorum çünkü bu konularda Polonya’ya gitmeden önce çok önyargılı ve katıydım. Polonya beni yaşadığım o kara kutudan çıkarıp, o kara kutu içinde neler olup bittiğini dışarıdan izleme şansı verdi. Ülkemi, insanlarımı, kültürümü bir yıl boyunca kutunun dışından izledim ve çok değiştim.

Bu bir yıllık sürece Avrupa’nın 10 farklı ülkesini ve 29 farklı şehrini gezerek sığdırdım. Kimi zaman sokakta soğukta kaldım, kimi zaman havalimanlarında sabahladım, kimi zaman trende uyuya kalarak ineceğim durağı kaçırdım, kimi zaman ırkçı saldırılara maruz kaldım, kimi zaman çok üşüdüm, kimi zaman yeter artık eve dönmek istiyorum diye isyan ettim. Fakat hepsinin sonunda fotoğraflara baktığımda inanılmaz mutluluk duyup tekrar o anlara dönmek için nelerimi feda etmezdim ki dedim kendi kendime. Bunların hepsini de sırtımda bir çanta, elimde profesyonel olmayan bir fotoğraf makinesi ve çılgın dostlarımla yaptım.

Üniversitenin son döneminde yine Erasmus bursu ile İspanya’ya üç aylığına eğitim, staj ve dil öğrenme amaçlı olarak gittim. Bu süreç zarfında da hem eski dostlarımı ziyaret ettim, hem de İspanya’nın birçok farklı şehrini gezme imkânı buldum.

İspanya’dan döndükten sonra İstanbul’un o kirli çarkının içine girdim ve ilk başlarda maddi olarak çok zorluk çektim. Kendi evime dahi çıkamadım ve bir yıl boyunca kuzenlerime yük oldum. Mesleğimi ve bu sömürü düzenini sorgulayıp, yüzlerce kez her şeyi bırakıp gitmek istedim. Çalışma şartlarım çok ağırdı ve buna karşılık aldığım maaş hiç bir şey ifade etmiyordu. Çareyi askerliği aradan çıkarmakta ve İstanbul’dan bir süre uzaklaşmakta buldum.

Benim için bir yıllık bir tatildi dediğim bir askerlik dönemim oldu ve maddi olarak kendimi toparladığım, zihnende üst seviyelere çıktığım bir süreçti. Yedek subay olarak askerliğimi yaptığım için hem maaş alıyor, hem de memur gibi mesai bittiğinde evime istirahata çekiliyordum. Çalışma arkadaşlarım inanılmaz keyifli insanlardı. Ayrıca askerliğimi yaptığım Edirne’nin Keşan ilçesi, Çanakkale’deki evime iki saat uzaklıktaydı. Aileme ve evime yakın olmak çok güzel bir avantajdı.

Askerlikten sonra İstanbul’a dönmemeye karar verdim ve yurtdışında doktora yapıp, orada bir yerlerde kalmanın hevesiyle araştırmalarıma başladım. Sonunda İsveç’te karar kıldım, çünkü orada doktora eğitimi ücretsizdi. Bu süreç zarfında yine İstanbul’da piyasayı görmek adına iş başvuruları yaptım ama dönüş yapmamayı kafama koymuştum. İsveç için gerekli yazışmalara başladım ve ilerlemeler kaydettim. Kendime iki hafta tanıdım. Bu süreç zarfında iyi bir iş teklifi almazsam, babamın sattığı arabasının parasının bir kısmına konarak İsveç’e göç etmeyi kafaya koydum.

Son iki gün kalmıştı ki şu an çalıştığım iş yerinden iyi bir teklif aldım ve bir anda İsveç planlarını rafa kaldırdım. Doğru mu yanlış mı yaptım diye hiç düşünmedim ama o hamle hayat standardımı maddi olarak üst düzeye çekti ve rahat bir hayata kavuşturdu. Sonrasında da yurt dışına göç etme konusunu tamamen rafa kaldırdım. İki buçuk yıldır İstanbul’dayım ve bu şehrin stresini çok fazla çekmesem de, keyfim yerinde olsa da, paramı bu şehirde saçma sapan şeylere harcamamaya karar verdim ve hayatımı düzenleyip dünya turuna çıkmayı kafaya koydum. Ama bunu apar topar yapamayacağımı düşündüm. Öncelikle biraz alıştırma yapmak gerekiyordu.

Dünya turu fikri nasıl aklıma girdi ve bu süreçte hayatımda ne gibi değişiklikler yaptım, bunu bir sonraki yazımda sizlerle paylaşacağım….