Avrupa’da Türk dostu birkaç ülke varsa bunlarda başı çeken şüphesiz ki Macaristan’dır. Bu durumda şüphesiz ki tarihi beraberlik ve kan bağından gelmektedir. Bu ülkede Türkler sevilir ve sempati ile karşılanır. Macarca Ural Altay Dil ailesine mensup olduğu için Türkçe ile ortak 100’ü geçik kelime vardır. Bazı kaynaklar Macarların 9 kavimden oluştuğunu bunlardan en önemlisinin Hunlar olduğunu ve kültürlerine en derin etki edenlerinde bu grup olduğunu söyler. Macar Türkolog Rásonyi, Macarların kökeni ile ilgili şunları söylemiştir: “Türkler Macarların babası, Fin-Ugorlar ise anasıdır.”. Hungary ismi İngilizce’de Hun ülkesi diye geçer fakat aynı zamanda Hunları barbar olarak gören Avrupa’nın bu tezleri sonucu kökenlerinin Hunlardan geldiğini reddeden Macarlar’da vardır. Milliyetçi, yurtsever ve Turancı Jobbik Partisi ise ülkenin en güçlü 3. siyasi partisidir ve Türklerle sürekli iyi ilişkiyi savunarak, atalarımızın ortak olduğunu ve Atilla’nın torunu olduğumuzu söylerler. Macarlar Türkler “TÖRÖK” der.

Macaristan’ın para birimi Forint’dir. 1 Türk lirası 80 Forint’tir. Ülkede yeme içme, konaklama, ulaşım Türkiye’deki ekonomik standartlarda hatta Türkiye’den daha ucuz diyebilirim. Alkol Türkiye’den kat kat ucuz. Alkolik arkadaşların memnun kalacakları bir şehir Budapeşte.

Sokaklarda hiç dilenciye rastlamadım, sokaklar gayet güvenli ve durağan hayat her Avrupa ülkesindeki gibi burada da var. Çok sakin, koşuşturma yok. Fakat Tuna kenarlarına yaklaştıkça kargaşa ve trafik artıyor çünkü bu bölge en turistik bölge olduğu için kargaşa normal. Arabayla çıktığımda beni hayattan bezdiren ışıkları söylemeden geçemeyeceğim. Her 40-50 metrede bir ışık var ve şehir trafiğini inanılmaz yoğunlaştırıyor. Araba parkı şehrin iç kısımlarında hiç sıkıntı değil fakat Tuna boyunda yer bulmak mümkün değil. Bu yüzden Tuna boyunun birkaç blok gerisine kadar araçla gelip oradan yürüyerek gezmeye başladık. daha mantıklı oldu. Arabanız yoksa tramvay veya otobüsle çok kısa sürede rahat ve stressiz istediğiniz yere ucuz bir biçimde gidebilirsiniz. Yani Budapeşte çok büyük bir şehir merkezine sahip değil. Bu olayı keyifli kılan en önemli nokta. Budapeşte’de tramvaylar ve otobüsler eski daha doğrusu nostaljik olsun diye değiştirmediklerini düşünüyorum. Klasik barok mimari tüm ihtişamıyla her yere hâkim. Ben gidemedim ama arkadaşlarımın fotoğraflarında gördüğüm büyük kaplıca havuzları Budapeşte’de çok meşhur. Bir yandan kaplıcanın havuzunda yüzerken diğer yandan başınıza kar taneleri düşebilir. Açık hava kaplıcaları mevcut. Tuna boyunca uzanan kafeler, restoranlar ise mutlaka bir akşam yemeği yemeyi ve bir şeyler içmeyi manzarasıyla hak ettiren yerler.

Budapeşte Avrupa’da beni etkileyen nadir şehirlerden biridir. Tuna nehri boyunca uzanan tarihi yapılar, nehir üzerindeki köprüler Budapeşte’yi Budapeşte yapan başlıca şeyler bence. Tuna nehrinin bir yakası Buda yani Osmanlıların tabiriyle “Nazlı Budin”, diğer yakası ise Peşte. Gündüz gözüyle de çok keyifli olan Tuna ve çevresini gece o muhteşem ışıklandırmasıyla görmeden gelmeyin. Özellikle Gallert Tepesi ve Buda Kalesi’nin Tuna manzarası gece insanı alıp götürüyor. Ben gece Buda Kalesi’ne gittim ve sürekli olarak halka açık bir yer olduğunu bilmiyordum. Saat on iki civarıydı ve koskoca kalede tek başıma Tuna manzarasıyla kafa dinledim. Öyle bir manzaraydı ki bir yanda Parlamento binası, diğer yanda Tuna’nın kolyeleri köprüler inanılmaz ışıklandırma sistemiyle beni büyüledi. Kaleden sanki elimle değecekmiş gibi hissettiren bir atmosfer vardı. Ama o his ne yazık ki fotoğraflara yansımıyor.  Doğu bloğunun hepsi aynı tür yapılar ve hep bana komünist Rusya etkisini anımsatıyor.

Budapeşte’de dikkatimi çeken en önemli noktalardan biri kiminle konuştuysam İngilizce bilmeleriydi. Sonradan araştırıp gördüğümde çoğu insan aynı zamanda almanca’da biliyormuş ve iyi eğitimli insanlarmış. Üniversiteleri ve eğitim kurumları dünyaca tanınan kaliteli kurumlarmış. Burası hakkında öğrendiğim bir şey aynı Polonya’da gibi dış ülkeler kaçışın olduğu. Yani gençler genellikle Almanya, Avusturya ve İngiltere gibi ülkeleri tercih ediyorlar çalışmak için. Fakat Polonyalılardaki gibi bir ülküsüzlük görmedim. Tarihleriyle övünen, kültürlü ve kaliteli insanlar.

Budapeşte’de bir günlük kalışa ödediğim para 12 Euro’ydu, yeme içmeye ise üç öğün 15 Euro’yu geçmedi. Gerek yaşanılabilirliği, gerek pahalı olmayışı, gerek küçük oluşu ve benim için olmazsa olmaz deniz havasını yaşatan Tuna nehri ve kıyılarıyla Budapeşte unutamayacağım şehirler arasına ismini yazdırdı. Bana sorduklarında mutlaka tavsiye edeceğim şehirlerin arasına Budapeşte’yi hemen yazdım.

Burada yaşar mıyım? Evet yaşarım…