Daha önce Polonya ve İspanya yazılarımı okuyanlar bilir. Polonya ve Lehler, İspanya ve İspanyollar hayatımda yer alan iki önemli ülke ve vatandaşlarıdır. Onlardan sonra da İtalya ve İtalyanlar gelir. Neden diyeceksiniz? Polonya’da bir yıl boyunca Erasmus programıyla eğitimime devam ettim ve bu süreçte grubumuz İtalyan ve İspanyol ağırlıkta olan bir gruptu. Ayrıca benim oda arkadaşlarım altı ay boyunca İtalyanlardı, eğitim süreleri bitince yerlerini İspanyollarla doldurmuştuk. Daha önceki yazılarımda İspanyollar ve Lehler için kullandığım bir tabiri şimdi İtalyanlar için kullanmak istiyorum. İtalyanların ciğerini bilirim.

Öncelikle yemek konusundan başlamak istiyorum. Altı ay boyunca makarnanın her türlüsünü yediğimi iddia edebilirim. Salçalısından, patlıcanlısına, pesto soslusundan karışık sebzelisine ne bulurlarsa makarna kattıklarını öğrendim. Tavsiye etmeden geçemeyeceğim en güzeli pesto soslu makarna. Türkiye’de de marketlerde bulabileceğiniz bu sosu mutlaka makarnanızda deneyin. Öğrendiğim değişik bir şeyde çubuk makarnayı asla kırmıyorlar, makarnanın orjinali bozulurmuş. Arkadaşım tencereye sığmayan makarnaları ısrarla kırmamak konusunda diretince bende bu poza neden girdiğini söylemiştim. Verdiği cevap orjinalinin bozulmamasıymış yani illa yılan gibi dolanacakmış.

Diğer ilginç izlenimim pizza konusunda oluştu. Bir tane İtalyan bile görmedim ki bana İtalya dışında yediği pizzadan övgü ile bahsetsin. Avrupa’nın çeşitli yerlerinde ve Türkiye’de onlarla pizza yedim ve hep dedikleri şuydu: “eh işte!”. Hep merak etmiştim nedir bu pizzalarında ki sır diye. Fakat Roma’ya gittiğimde bunun bir sır olmadığını ve bir abartı olduğu kanısına vardım. İlk olarak inceden de öteye ince bir hamura yapıyorlar pizzayı ve bu gerçekten karın doyurmak isteyerek yerseniz sizi aç bırakır. Lahmacundan da daha ince ve öğrendim ki makbül olanı ince hamurlusuymuş. Tadına gelince süper farklı bir tat alamadım. Bunu da açık yüreklilikle söylemeliyim. Bence durum tamamen reklam ve marka değeri üzerine kurulu. Emin olun Avrupa’da çoğu şey öyle. Mesela bizde zeytinyağının, baklavanın, lokumun kralı vardır ve muazzamdır fakat Avrupa’da her markette Yunanistan bandrollü lokum, baklava ve zeytinyağları gördüm. Dediğim gibi bir marka değeri oluşturmak ve reklam konusunda herhalde Avrupalılardan öğreneceğimiz çok şey var. Neyse gelelim lazanya ve permesan peynirine… işte bu ikisine diyecek bir şey şey bulamıyorum, muhteşem demek dışında.

Şimdi biraz da karakterlerinden bahsetmek istiyorum. Her zaman duymuşsunuzdur. İtalyanlar aslında Türktür falan diye. Aslında bunun temeli Anadolu’dan göçüp İtalya’ya yerleşen Etrüsklere dayanır. Etrüskler birçok tarihçiye göre kesin kanıtlarla Türklükleri ispatlanmış bir gruptur. Bunda dayandıkları en önemli delillerin başında “Bozkurt” gelir. Dünyada bozkurttan türedikleri mitolojisine inanan bir tek toplum vardır, o da Türklerdir. Biz Türkler Bozkurt Destanı’nda anlatıldığı üzere soyumuzun bir kurttan türediğine inanırız. Bütün dünya literatürüne baktığınızda Türklerden başka bu inanca sahip olan bir tek kavim görürsünüz, onlarda Etrüsklerdir. Etrüskler bugünkü Roma’nın temelini atmış topluluktur. Bugün Roma’da bozkurttan süt içen çocukların heykelini görürsünüz ki, bu heykel oma şehrinin simgesidir. Bugün Roma futbol takımının simgesi de bozkurttan süt içen çocukların bulunduğu figürdür. İşte bu tarihsel vesikaları da önümüze aldığımızda gerçekten de İtalyanlarla Türklerin davranışları bazında birbirlerine inanılmaz derecede de benzediğini illaki bir yerde okumuş veya duymuşsunuzdur.

(https://bozkurt-turk.blogspot.com.tr/2013/08/etruskler-ve-latin-abecesi.html adresinden alınmıştır.)

Avrupa’da bulunduğum süreçte insanlar benim ve arkadaşlarımın ya İtalyan ya da Türk olabileceği üzerinde ilk izlenimlerini söylemişlerdi. İnanın Avrupa’da biriyle tanıştığınızda size İtalyan mısın diyen birini duyacaksınız. Dış görünüşlerimiz çok benzer. Şunu belirtmem gerekir ki bizi tek ayıran şey dillerimiz. Onun dışında ha bir İtalyan ha bir Türk, hiçbir farkı yok. Yüksek sesle, ateşli konuşmaları, deli gibi sigara içmeleri (hatta kültürlerine fumar como turco-türk gibi sigara içmek deyimi girmiş), tembellikleri, öğle uykuları, küfürbazlıkları, herhangi bir konuda ki fanatiklikleri, samimiyetleri, aile bağları, kural tanımazlıkları ve bu gibi aynı bizden olan özellikleriyle sizce de Türk olamazlar mı? Bence garanti bir şekilde genetik bağımız var. Bunu onlarla yaşamış, aile yaşantılarının içinde bulunmuş biri olarak söylüyorum. İtalyanlar, İspanyollar ve Türkler Akdeniz insanı olması sebebiyle inanılmaz benzerlikte yaşıyorlar. Fakat İtalyanlar bu üç Akdeniz ülkesinin en kalitelileri diyebilirim. İspanya yazımda İspanyollardan bahsetmiştim. İnanılmaz paracıdırlar, üç kuruşun hesabını saatlerce yaparlar, elleri uzundur ve biraz daha bohem takılırlar. Fakat İtalyanlar kesinlikle kalitelerinden ödün vermezler. Paraya pek değer vermezler çünkü gerçekten de refahları yüksektir. Yanınızda bir İtalyan varsa mutlaka hesabı ödemeye çalışır ve bu nezaket onlar için onurdur. Çok cömertlerdir. İspanyolların çapulculuğu onlarda yoktur. Mesela İspanyol bir arkadaşım beni şehrine davet etmiş sonra beni aracıyla gezdirmiş ve davetin sonunda benden benzin parasının yarısını vermemi istemişti. Ama İtalyan arkadaşlarım elimi cebime sokturmadı ve her şeyin en iyisini göstererek, yedirerek beni ağırladılar.

İtalyanlar zevklerine düşkündür, şarabı severler ve çok iyi giyinirler. Bunu bilmeyen yoktur heralde. Fakat inanılmaz tembellerdir. Hele ki yaşlıları inanılmaz tembel ve ağzı bozuktur. Gündelik yaşamda herkesin ağzında duyduğunuz va fanculo!, katzo! Gibi küfürler yadırganmayacak boyutta dillerinden düşmemekte. Şunu da söylemeden edemeyeceğim eğer İtalyansanız Avrupa’da kızlara karşı bir sıfır değil on sıfır önde başlıyorsunuz. En tipsizi bile sırf İtalyanlığının ekmeğini yiyor. Buna defalarca gözümle şahit oldum. Polonya’dayken Guido diye bir İtalyan arkadaşımız vardı. Bütün erasmus grubunun en tipsiz adamlarından biriydi fakat giyim, kuşam, kolye bileklik falan derken adam ne kızlarla çıktı tahmin edemezsiniz. Ve asla unutmayın ki bir İtalyan bir kızı kafaya taktığında babasını bile tanımaz. Onu tavlamak için her şeyi yapar ve kazanır. Gece hayatını da, kızlara salça olmayı da çok severler. Arkadaşların bir sözü vardı ve hep onu tekrarlarlardı: “Andiamo Molestare” yani tam Türkçe meali haydi kızlara salça olmaya gidelim.

Bütün bu anlattıklarım dışında İtalyanların kadın erkek fark etmez en önemli özelliklerinin başında gelen şey jest ve mimikleridir. Anlatırken çok ateşli bir biçimde adeta olayı yaşarlar.

İtalya’da Roma’da iki defa bulundum. Bunun dışında Bari’de bulundum. Roma açıkçası tarihi ile büyüleyici bir şehir ve turistten adım atacak yer yok. Bazen dar sokaklarda kuyruklar oluşuyor ve on saniyede geçeceğiniz yol on dakikanızı alıyor. Her taşı tarih olan bu şehirde bence rehbersiz gezmek tam bir fiyasko olur. Çünkü o muhteşem yapıların hikayelerini dinlemezseniz Roma size bir taş yığınından başka bir şey ifade etmez ve şehrin dar karanlık yapısında sıkılır gidersiniz. Roma’da tavsiyem bir scooter kiralayıp gezmek yönündedir. Bu çok işinize yarar ve size zaman kazandırır. Zaten roma’da hayatın her alanında scootera binen insanları göreceksiniz. İnanılmaz yaygın.  Tabi bu şehri yürüyerek keşfetmek bir başka tatlı bunu da es geçmek imkansız. Tabi herkesin uğrak yeri Vatikan için ise mutlaka önerim giyiminize kuşamınıza dikkat edip gitmeniz. Şort ile içeri giriş yasak. Bazen istisnalar oluyor ama genelde kıyafeti uygun olmayanları bu kutsal mekanlarına almıyorlar. Roma için dikkat etmenizi istediğim nokta carabineri denilen jandarmamsı polisleri. Şehirde her yere hakimler ve rüşvetçiler. Bir çok kez pasaport kontrolü yapmak için durdurup rüşvet almadan pasaportu geri vermeyen carabineriler ile karşılaşan arkadaşlarım oldu. Havaalanına girişte benim de başıma geldi fakat benden para istemeden pasaportumu geri verdi. Araçlarından inip birden pasaport kontrolü yapan tipler, uyanık olmanızı tavsiye ederim.

BARİ

İtalya’da şehir devletlerinden oluşmuş bir ülke ve neredeyse 15 km’de bir dilin değiştiği bölgeler var. Bu yüzden her bölgesinde konuşulan aksan çok değişkenlik gösterebiliyor. Yani Milano’da konuşulan dil ile Bari’de konuşulan Sassari’de konuşulan İtalyanca inanılmaz farklılıklar içeriyor. Sosyal yapı olarak ülkenin kuzeyi daha yüksek refah yapısına sahip.

Bari’ye gelirsem bizim Ege’deki mütevazi bir kıyı şehrine benziyor. Deniz kenarı, sakin, aksiyonun olmadığı tarihi kalesi ve surları olan bir yer. Tipik bir Akdeniz şehri. Beyazlara bürünmüş, en fazla iki üç katlı evleri ve göbekli yaşlıların dükkan önlerinde geleni gideni izledikleri tanıdık manzaraların olduğu bir yer. Burada arkadaşım ve ailesiyle kaldığım için cebimden tek kuruş para çıkmadı, inanılmaz lüks yaşamları vardı. Yatlar, arabalar, motorlar vs. beni benden almadı değil. O yüzden Bari’de ekonomi hakkında çok fazla söyleyecek bir şeyim yok. Roma’ya gelirsek günlüğü 20-30 eurodan rahat yer bulabileceğiniz bir yer. Özellikle merkez tren istasyonun çevresinde pansiyonlar yoğunlukta. Tabi gitmeden rezervasyon yapmak en önemlisi. Çok yoğun bir şehir olduğu için yer bulmak konusunda sıkıntı yaşayabilirsiniz. Ayrıca özellikle tren istasyonu bölgesinde dikkatli olmakta yarar var. Çünkü hem çok kalabalık hemde çok yankesici var. Orada İtalyan dışında herkesi görebilirsiniz.

Roma’ya İstanbul’dan direk uçuşlarla 300-600 lira arası gidiş dönüş uçak biletleri yakalayabilirsiniz. Benim zamanım bol derseniz. İstanbul’dan Selanik’e otobüs ile gidip (yaklaşık 100-120 TL), Selanik’ten Ryanair vasıtasıyla bir önce biletlere bakarak10-15 Euro’dan başlayan kampanyalı fiyatlarla Roma’ya çok çok ucuza uçabilirsiniz. Bu seçeneği asla es geçmeyin. Roma’da günlük ekonominize gelince şunu söyleyebilirim. Türk lirasını kaldır yerine Euro koy, işte fiyatlar bunlar. Ama korkmayın, bunlar şehir merkezindeki fiyatlar. Yeme içme için biraz lokali tercih edip tasarruf edebilirsiniz. Ya da o güzel turistik mekanlarda bir güzel yiyip içebilirsiniz. O artık size kalmış…