ASYA ÜLKELERİ

İSRAİL İZLENİMLERİ

Öncelikle yazıma şöyle giriş yapmak istiyorum. Buraya gelmeden önce çevremden orada ne yapacaksın? Çok tehlikeli! Gidecek başka yer mi bulamadın? Gibi birçok siteme maruz kaldım. Fakat benim en çok merak ettiğim yerlerden biri olduğu için, yıllardır hayalini kurduğum için bunlara pek kulak asmadım. Yazıma da İsrail İzlenimleri mi yoksa Filistin İzlenimleri mi demek daha doğru olur bunu bile inanın bilmiyordum ama gidip gördükten sonra “İsrail İzleminleri” demeye karar verdim. Buna neden karar verdiğimi yazımın ilerleyen bölümlerde detaylı olarak anlatacağım.

Her zaman olduğu gibi para meseleleriyle başlayalım. 1 Dolar 3,5 İsrail Şekeli değerinde ve ne yazık ki İsrail pahalı bir ülke. Gerek Tel Aviv, gerek Kudüs gerçekten inanılmaz turistik olmasına bağlı olarak da gerçekten pahalı bir ülke. En basitinden Kudüs’te yiyeceğiniz bir tavuk dürüm ve kutu kola size 40-50 şekele patlıyor. Şekel ve Türk Lirası arşağı yukarı aynı ve düşünün İstanbul’da en fazla 15 Tl vereceğiniz Tavuk dürüm ve kola Kudüs’te bu fiyatın iki üç katına çıkıyor. Kalacak yer meselesi de bir o kadar can yakıcı. Hem Tel Aviv’de hem de Kudüs’te altı ay önceden rezervasyon yaptırmama rağmen kalmaya gecelik 90 tl para verdim ve bu fiyat altı kişilik oda içindi. Gerçekten ciddi anlamda pahalı geldi. Ayrıca burada 70 Şekele içinde 6 gb interneti olan bir telefon hattı aldım. Bu da çok işimi gördü, malum internetsiz bir hayat çok zor. Onun dışında herkes hem Tel Aviv’de hemde Kudüs’te inanılmaz derecede İngilizce biliyor. Anlaşmakta hiç kimse sıkıntı çekmezsiniz.

Para ve kalacak yer meselelerini geçtikten sonra yavaş yavaş başlayalım İsrail’de nasıl izlenimler edindiğime. Uçakta yanıma oturan Haim adlı kişiyle hemen sohbete başladım ve İsrail ile Filistin hakkında aklıma ne kadar soru geliyorsa sordum. Kendisi 50 yaşında, gayet aklı başında dünyayı bilen biriydi ve tüm içtenlikle sorularımı cevapladı. Yahudiler Türkleri çok sever dedi ve İsrail’de birçok Türk’ün yaşadığından bahsetti. Bunun tabi tarihi bir perspektifi de var. İspanyol zulmünden kaçan Yahudilere biliyorsunuz ki, Osmanlı kucak açıp, onları topraklarımızda ağırlamıştır. En dikkatimi çeken ise askerlik mevzusuydu. Liseden sonra kızlar 2 yıl, erkekler ise 3 yıl askerlik yapmak zorunda. Ve Haim’in dediği şuydu, oraya çocuk olarak giriyorlar ve tam bir adam olarak çıkıyorlar. Bu sürelerin neden bu kadar uzun olduğunu sorduğumdaysa, hem nüfustan hem de etraflarının Arap ülkeleriyle çevrili olmasından dolayı yaşayacakları sıkıntılara sürekli hazır olmak gerektiğinden dolayı olduğunu söyledi.

Tel Aviv’e indiğimde ve gezdiğimde oranın herhangi bir Akdeniz şehrinden farklı olmadığı gördüm. Kendimi zaman zaman Mersin’de, İzmir’de ne bileyim Valensiya’da, Atina’da gibi yani kısacası bir Akdeniz şehrinde olduğumdan şüphem yoktu. Adamlar Tel Aviv denilen köyü tam bir Avrupa şehrine dönüştürmüşler. Gerek yolları, gerek evleri, gerek insanları, gerek yaşamları dolayısıyla kendimi Avrupa’nın göbeğinde gibi hissettim. Tam bir modernite ile insanları kaliteli, sakin ve saygılı bir şehirdi.  Tel Aviv’i çok fazla gezme şansım olmasa da gözüme çarpanlar bunlardı. Oraya gideceklere tavsiyem mutlaka Eski Yafa liman şehrini görmelerini tavsiye ederim. Burası tarihin en eski yerleşim yerlerinden biri ve burada bir akşam yemeği gerçekten keyifli olur. Bu arada bütün tabelalar İbranice-Arapça ve İngilizce. Hiç zorluk çekmezsiniz.

Kudüs (Jerusalem)

Tel Aviv’de bir gün kaldıktan sonra vakit kaybetmeden beni meraklar içinde bırakan ve heyecanlandıran tüm dinlerin merkezine Kudüs’e doğru yola çıktım. Arabamla yaklaşık 40 dakikalık bir yolculuğun ardından Kudüs’e vardım fakat büyük bir tehlikenin için kendimi buldum. Günlerden cumartesiydi ve bildiğiniz üzere cumartesi Yahudilerin kutsal günü Şabat olduğu tamamen aklımdan çıkmış. Daha doğrusu bunun sıkıntı yaratacağını pek düşünmemiştim. Telefonun haritasını Kudüs eski şehrinin Şam Kapısı’na kurdum ve başladım yol almaya. Tam Kudüs’e geldim diye sevinirken bir şeylerin farklı olduğunu hissetmeye başladım. O his geldiğinde o günün Şabat günü olduğunu anlamam bir oldu çünkü yollar bomboştu. Araç yoktu. Çocuklar yollarda koşuşturuyordu. Dini kıyafetleri ve ilginç saç modelli Ultra Ortodoks Heredi Yahudileri sokaklarda bağıra bağıra dua ederek ilerliyorlardı. Bu arada herkes bana dik dik bakıyordu ve ilerledikçe sayılarının daha da fazlalaştığını anlıyordum. Pencereyi açıp birine yolların kapalı olup olmadığını sormak için durdum fakat bana cevap vermeden kaçar gibi uzaklaştı. Ardından ilerledikçe bana bakarak “Şabis” diye bağıranların sayıları artmaya başladı. Çocuğundan yaşlısına herkes bana bakarak bağırmaya başlamıştı. İyice tedirgin oldum ve aracı kilitledim. Kırmızı ışıkta durduğumda etrafımı sarmaya başladılar ve ben hemen kırmızı ışığa bakmadan devam ettim. Yolda çocuklar da olduğundan hızlıda gidemiyordum fakat gerçekten gerildim ve olanlara anlam veremedim. Bir an önce o mahalleden çıkmaya çalıştım.

Sonradan öğrendim ki burası aşırı dinci haredi Yahudilerinin kalesi Mea She’arim mahallesiymiş. Duvarlarında uygunsuz kıyafetlerle girmeyin diye uyarıların asıldığı garip bir yer. Daha önce farklı araçları taşladıklarını falan okudum ve büyük bir tehlikeyi atlattığımı anladım, hele ki Şabat günlerinde.

Haredi Yahudileri askere gitmeyi reddeden, İsrail devletini Mesih gelmeden kurulduğu için tanımayan, aşırı dinci ve polisle ve sivillere karşı saldırgan bir grup. Gitmek isterseniz dikkatli olun derim. Dış dünyaya aşırı düşüncelerle kapalılar.

Sonunda Şam kapısına geldim ve hostelimi bulmak için şehrin daracık kalabalık sokaklarına kendimi bıraktım. Bu arada söylemeden geçmeyeyim Tel Aviv’de Kudüs’te araç park etmek büyük sorun. Gidecekler bunu akıllarından çıkarmasın. Ben aracımı yine ufak risk alarak eski şehrin hemen bitişiğindeki bir Yahudi mahallesine bıraktım.

Kudüs eski şehri aynı bizim kapalı çarşı gibi ama kat be kat büyüğünü düşünün. İçerisinde dört mahalle var ve inanılmaz farklı bir yaşam tarzı hepsinde. Müslüman mahallesi ve Hristiyan mahallesi aşağı yukarı birbirinden farkı yok diyebilirim. Hatta bu farkı anlayabilmenizin yolu bence hediyelik eşyacılarda satılan şeyler.

Hristiyan mahallesine girdiğinizde haç, Meryem ana vb figürler hemen göze çarpıyor ve nerede olduğunuzu çok rahat anlıyorsunuz.  Yine Müslüman mahallesinde de Arapça yazılı hediyelik eşyalar mescidi aksa ve Kubbet-üs Sahra’nın bulunduğu hediyelik eşyalar size Müslüman mahallesinde olduğunuzu gösteriyor. Ermeni mahallesi Hristiyan ve Müslüman mahallelerine göre inanılmaz sakin ve duvarlarında zaman zaman sözde ermeni soykırımına ait propaganda afişlerini görüyorsunuz. Kafanızı dönüp geçin gitsin. Bu üç mahalleye nazaran en moderni ve sakini Yahudi mahallesi. Burada binaların taşları bile değişik güzel ve kaliteli. İnsanlar daha modern. Ve sokaklar tertemiz, bu en dikkat çekici özellik. Yahudi mahallesi Müslüman Burak Duvarı dediği, Yahudilerce kutsal sayılan Büyük Tapınağın ayakta kalan tek duvarı herkesin bildiği ismiyle “Ağlama Duvarı”na açılıyor ve turistler için gerçekten ilgi çekici garip bir yer. Burada dua edip, dileklerde bulunuyorlar. Şabat gününde orada fotoğraf çektirmeye izin verilmiyor ama ben çaktırmadan çektim.

Ağlama duvarından sonra vakit kaybetmeden Mescid-i Aksa’ya ve Kubbet-üs Sahra’ya yöneldim ve heyecandan içim içime sığmadı gerçekten. Birçok girişi var ve çok rahat ulaşılabiliyor. Fakat bildiğiniz üzere buraya gayrimüslimler giremiyor. Bende beyaz tenli olduğum için beni yabancı sandıklarından mutlaka girişlerde durdurdular. Müslümanım dediğimde yeterli gelmedi ve Türk Pasaportumu gösterince ve Fatiha okumamı söylediklerinde yüzümde tebessüm ile okuyunca ikna olup geçirdiler. İsrail askerlerinin ardında Filistinli görevlilerde Müslüman olup olmadığını soruyor ve Türk’üm dediğimde gülümseyip geçiriyorlar. Burada Türk dediğiniz zaman herkes size güleryüz gösteriyor ve hürmet ediyor. Bu çok güzel bir şey. Filistin davasının en önemli savunucusuyuz ve onların yanında olduğumuzu bildikleri için onlara göre Türkiye çok önemli bir yerde.

Kübbet’üs Sahra ve Mescid-i Aksa karıştırıldığı için burada hatırlatma gereği duydum. Kubbesi altın sarısı olan ve Kudüs resimlerinde gördüğümüz simgeleşmiş cami Kubbet’üs Sahra ve içinde Hacer-i muallak taşı var. Bu taş peygamberimizin göğe yükseldiği yer olarak rivayetlerde geçiyor. Bir diğer rivayette Hz. İbrahim’in oğlu İsmail’i bu taşın üzerinde kurban etmek için yatırdığı yer olduğu söyleniyor. Çok değişik ve maneviyatı bizim için yüksek olan bir ortam.

Dile kolay Müslümanların ilk kıblesi. Bence herkesin gelip görmesi gereken bir yer Kudüs ve bu yapılar. Bu yapıların bulunduğu alan tapınak tepesi diye geçiyor ve altı Hz.Davud’un saklı şehri olarak göze çarpıyor. Zaten televizyonlarda izlediğimiz Mescid-i Aksa’nın altı kazılıyor ve yıkılacak abartmaları tamamen basının şişirmesi ve gazlaması. Bu kazı çalışmaları yapılan yer evet altı ama orada kayıp bir şehir var ve hala bazı bölümleri keşfedilmeye devam ediyor. Yani bir yıkılma riski olsa ilk olarak altta kalacak olan yer kazı çalışmalarının yapıldığı Hz.Davud’un kayıp olan Yahudiler için kutsal şehri. Bu yüzden bu tür partizan spekülasyonlara inanmayın. Eğer isterseniz o kayıp şehri de gezebilirsiniz. Turistlere açık. Ayrıca mescidi aksa’nın hemen yanında peygamberimizin miraç gecesi Burak’ı bağladığına inanılan Mescid-i Burak var. Burası tam olarak Ağlama duvarına denk geliyor ve bu yüzden Müslümanlar ağlama duvarına burak duvarı diyorlar.

Kudüs eski şehirde ayrıca Hristiyanlar için çok büyük öneme sahip Kutsal kabir Klisesi var ve buraya da akın ediyorlar. Via Dolorosa yani çile yolundan Hz.İsa’nın çarmıhı sırtında taşıdığı yoldan geçen, sırtında çarmıhlarıyla o anı yaşamak isteyen bir çok turist görüyorsunuz. Bu klisenin olduğu yerde Hz.İsa’nın çarmıha gerildiği inanılıyor ve bedenin konulduğu taşın üzerine insanlar el yüz ve eşyalarını sürerek şefaat bekliyorlar. Bizim dinimizde de olduğu gibi Hristiyanlarda ve Yahudilerde de bu tarz sapkın batıl inançlar mevcut.

O kadar ciddi bir turist akını var ki, gelmeden önce söyleseler inanmazdım. Esnafın halinden memnun olduğunu söylememe gerek yok. Her yer deli gibi turist olduğu için felaket bir nakit ticaret var. Kudüs ne okunup anlanacak ne izleyip görülecek bir yer. Buraya gelmeden, görmeden ne olduğunu neler hissettiğimi anlamanız çok zor. Bir yanda ezan sesi, bir yanda klise çanları bir yanda kipalı Yahudiler Kudüs eski şehir içinde birbirinden bağımsız, kavgasız gürültüsüz, selamlaşarak, gülümseyerek beraberce yaşıyorlar. Fakat gel gelelim televizyonlarda anlatılan çok farklı. Hele ki Kudüs için bu durum tam zıt. Burada çok değişik bir atmosfer var. Mutlaka o havayı koklamanız lazım ve kokladığınızda demek istediklerimi anlayacaksınız.

Bu arada en güzel Kubbet’üs Sahra manzarası şüphesiz ki Zeytin Dağı’ında ve mutlaka görmeniz gereken bir yer. Zeytin Dağı’na çıkıp güneşin batışında akşam ezanı okunurken Kubbet-üs Sahra’yı izlemek hayatımdaki en güzel anlardan biriydi. Gerçekten süper bir manzara. Bu arada Zeytin Dağı Falih Rıfkı Atay’ın Zeytin Dağı kitabındaki Zeytin Dağı. Bu dağın yamaçları hep Yahudi mezarlarıyla dolu ve inançları; mesihin Zeytin Dağı’nda geleceği yönünde. Mesih geldiğinde ise ona yakın olmak istedikleri için mezarlarını buradan seçiyorlar ve inanılmaz bir ücret ödüyorlar. Mesih geldiğinde hep beraber kapalı olan Altın Kapı’dan Kudüs şehrine gireceklerine inanıyorlar. Bu arada Kudüs şehrinin etrafını saran surlar Kanunu Sultan Süleyman zamanında yapılmış. Osmanlı bu bölgeye çok önem vermiş. Ve hükmettiği 400 yıl boyunca bu topraklarda sükunet hakim olmuş.

Beytüllahim (Betlehem)

Araba kiraladığım için Beytüllahim’e on dakikalık bir yolculukla vardım. Normalde şam kapısının oradan otobüslerde kalkıyor. Eğer araba kiralarsanız sakın size söylenen, “sigorta orada geçmiyor ceza yersiniz, oraya giremezsiniz vs” sözlere aldırış etmeyin. Tamamen turist kazıklamak için oyunlar. Beytüllahim’de en başta dikkatinizi çekecek şey duvar. İsrail’in burayı Kudüs’ten soyutlamak için güvenlik tedbiri olarak diktiği utanç veya ırkçılık duvarı adlandırılan bu yapı 2002 yılında inşa edilmeye başladı ve toplam uzunluğu 760 km. berlin duvarı bile 46 km iken bu duvarın uzunluğunun bu derece olması insanı ürpertiyor. Bu duvar içindeki insanlar dışarı çıkamıyor ve çıkmak için vize almaları gerekiyor. İsrail ise intihar bombacılarının geçişini önlemek için bu duvarı ördüğünü ve büyük ölçüde bunu engellediklerini söylüyorlar. Yüzde sekseni batı şeria (West bank) yani filistin topraklarını çevreleyen bu duvar bittiğinde İsrail’in diğer Yahudi yerleşimleri ile arasındaki bağlantının birleşmesi planlanıyor.

Beytüllahimin etrafındaki Yahudi yerleşimleri ise güvenliği ve modernliğiyle dikkat çekiyor. Kudüs’te her köşe başında gördüğünüz askerleri Beytüllahim’de göremiyorsunuz çünkü buralar tamamen Filistin bölgesi. Her yerde filistin bayrakları var ve arada Türk bayraklarını görmek de gayet normal. Tam bir Ortadoğu şehri ve serkeş köhne bir hayat göze çarpıyor. Burada Müslümanlar dışında Hristiyanlar yaşıyor ve kardeş gibiler. İç içeler ve çok mutlular. Bunun sebebi de zamanında Hz. Ömer’in bütün Hristiyanların inançlarını ve yaşamlarını garanti altına alması. Buna karşılık Hristiyanlar’da jet olarak bugün Hz. Ömer Cami’sinin bulunduğu alanı Müslümanlara bağışlamışlar. Burada dünyanın hiçbir yerinde göremeyeceğiniz bir şekilde beraber yaşama kültürü var. Bu şehrin Hristiyanlar için önemi ise Hz. İsa’nın burada doğduğuna inanmalarından kaynaklanıyor. Bu klise üçe bölünmüş durumda. En solda Roman Katolik Klisesi, ortada Rum Ortodoks Klisesi ve sağda Ermeni Klisesi olarak bölünmüş vaziyette bulunur. Burada elektrik ve su meselesi gündeme geldiği için oradaki bir taksiciye bu durumu sordum. Elektriği İsrail istediği zaman veriyor. Su ise 10 günde 3 defa geliyor ve 10 litreden fazla depolayamıyorsunuz diyor. Fakat açıkçası bana bu inandırıcı gelmedi. Propagandayı çok güzel yapıyorlar. Çünkü Beytüllahim inanılmaz turistik bir yer ve restoranlarda falan hiç suyun kesik olduğuna rastlamadım. Gördüğüm kadar herkes tıkırında hayatını yaşıyor. Araplar hallerinden memnun. Buna inanın. Çünkü turistlerden herkes bir şekilde yolunu buluyor. Yüzleri hepsinin gülüyor. Evet bir köhnelik var geri kalmışlık var ama bu anlatıldığı kadar abartılacak boyutlarda değil. Bu su meselesinin aslıda aslında tarlalara yeteri kadar su verilmiyormuş. Onu internetten araştırarak öğrendim. Özellikle intifada burada neler olduğu diye sorduğum herkes bana şu edebiyatı yaptı: “Bizim elimizde taş vardı taş attık, onlarda son teknoloji silahlar vardı”.

Batı şeria’da ki bir diğer ilgi çekici nokta ise Aida Mülteci kampı, işte su yok elektrik yok denilen, fakirlikle yoksullukla boğuşan yerler bu kamplar aslında. Burada gerçekten çok zor bir hayat var. Kamptan ziyade bir yerleşim birimi olmuş. Sözde birleşmiş milletler kampı ama sefalet içinde bir yer.

El Halil (Hebron)

El Halil’de ise Hz. İbrahim camisini ziyaret ettim. 1994 yılında fanatik bir yahudi sabah namazında buraya baskın düzenlemiş 29 kişiyi öldürmüştür. O günden sonra cami uzun süre kapalı kalmış ardından ise yarısı müslümanlara yarısıda yahudilere açık olmak üzere ikiye bölünmüştür. Camide hz.İbrahim dışında Hz. İshak ve eşi, Hz. İshak’ın oğlu Hz. Yakup ve eşinin mezarı mevcuttur. El Halil şehri yahudilerinde en kutsal şehirlerinden biridir. Ve şehir ikiye bölünmüş bir vaziyettedir. Kudüs’te gördüğüm köşe başı asker manzarası burada da geçerliydi ve camiye girerken bile üç taramadan geçtik.

El-Halil’den sonra Ramallah’a geçmek istedim ama orada Arafat’ın mezarından başka bir şey olmadığını öğrenince gitmekten vazgeçtim. Zaten zamanımda kalmamıştı. Son olarak toparlayıp şahsi ve gözümle görüp kalp süzgecinden geçirdiğim izlenimlerimi sizinle paylaşmak istiyorum. Neden bu yazımın başlığına İsrail İzlenimleri dediğimi yazının sonunda anlayacaksınız demiştim. Buna biraz değinmek istiyorum. İlk başta Filistin ve İsrail arasındaki sorunun televizyonlardan bize pompalanan İslami hava ile alakası yok. Şunu özellikle belirteyim İsrail zulmediyorsa ben bunun karşısındayım. Sırf İsrail değil kim zulmediyorsa zulmeden tarafta olmak insanlığa yaraşmaz. Hele ki bizim kültürümüzde her zaman mazlumun yanında olmak vardır ama burada ben açıkçası iki yüzlülük gördüm. Öncelikle havalimanında girişte hiçbir sıkıntı yaşamadım. Kimseden ters bir hareket görmedim. Müslüman olduğum için anormal bir davranışla karşılaşmadım. (bir tek radikal Yahudilerin mahallesine yanlışla girdiğim için sıkıntı yaşadım, bu tamamen benim hatamdı ve bu adamlar herkese karşı saldırganlar). Anlatılanlar gibi İsrail askerlerinden herhangi bir yerde herhangi bir baskı görmedim. Geçenlerde haberlerde okumuştum. Birkaç Türk bayrak açıp Mescid-i Aksa’ya girmek istemişler ve uyarılara rağmen vazgeçmeyince hapse atılmışlar. Arkadaşlar kusura bakmayın da mal mısınız? Amacınız ne? Ne yaptınız? Kudüs’ü fet mi ettiniz? Böyle saçma sapan boş ideolojik saçmalıklar yapmak için oraya gidecekseniz gitmeyin arkadaşlar. Kimse kusura bakmasın, gereksiz yere horozluk yaparsanız, aklınızı alırlar, bundan şüpheniz olmasın. Adamların şakası yok! Nasıl davranırsanız öyle karşılık bulursunuz. Ben giriş çıkışlarda hem İsrail askerlerine hem de Filistinli görevlilere güler yüzle iyi günler diledim ve güler yüz gördüm. Bu yüzden yoğun baskı, zulüm vs. şeylere artık orayı gördükten sonra inanmıyorum. Kudüs dünyanın en güvenli şehirlerinden biri.

Beytüllahim’de ve El-Halil’de arapların yaşamlarını gördüm. Kimse kusura bakmasın orada her türlü lüks araba markasını gördüm. O an anladım burada farklı bir şeyler var. Bir mazlum edebiyatı var. İsrail duvar örmüş, elbet utanç verici ama adamların bir amacı var ve canlı bombaları önlemek için bazı önlemler aldıklarını söylüyorlar. Bunda başarılı olmuşlar da. Biz nasıl suriye sınırına duvar örüyoruz, içeri canlı bomba girmesin diye, o adamlarda kendi güvenliklerini sağlamak istiyorlar. Gayet haklılar ve güçlü devlet olmanın emarelerini gösteriyorlar.

Klasik olacak ama İsrail’e topraklarını satmasalarmış, savaşta kaç milyonluk arap dünyası olarak küçücük İsrail’e birlik olup o kadar toprak kaybetmeselermiş. İsrail gibi bilim ve teknoloji üretselermiş. Kimse yine kusura bakmasın ama asalak parazit gibi mazlum edebiyatı yaparak, hiç bir şey üretmeden yaşamak ve gayet keyfi yerinde yurtdışından gelecek yardımları bekleyerek hayatı devam ettirmek tam bir rezillik. Arkadaş ne yapıyorsunuz? Çalışma yok? Üretme yok. İzin vermiyorlar diye bir şey söylemesin kimse. O küçücük etrafı çevrilmiş İsrail nasıl yaptıysa onlarda yapabilir. Tabi ki İsrail’in orantısız güç kullanıp, zulm ediyor ve yerleşimcilerinin sayılarını arttırıyor buna da karşıyım  ve kabul etmiyorum. fakat her zaman aklı bilimi kullananın yanındayım.

Herkese şu soruyu sordum karşılaştığım, intifada ne oldu, me gibi problemler gördünüz ve neydi sizin bu konuma gelmenize neden olan şey? Onlar silahlarla biz taşlarla savaştık… Eeee, herkes ezberlemiş gibi bunu söylüyor. Peki neden böyle oldu. İşte biz taş attık, onlar silahlıydı. Kimse bana Filistin’de fakirlik var demesin o son model arabaları gördükten sonra ve oradaki yaşamı gördükten sonra kimseye inanmam. Asalak gibi bir şey üretmeden yaşamak ve sağdan soldan yardım bekleyerek ömür geçer ama işte böyle geçer. Dediğim gibi herkesin keyfi tıkırında turistleri yolarak yaşamlarını çoğu kişi gayet rahat idare ediyor. Bu artık bir yaşam tarzı olmuş.

Burada yaşar mıyım? Tel Aviv’de yaşarım, diğer bölgelerde biraz zor…

Uçak bileti: 320 TL gidiş geliş

Kalacak yer: Gecelik 80-90 TL

Günlük yemek masrafı: 80-90 TL

1 Comment

  1. Pınar

    Çok güzel bir yazı olmuş elinize sağlık. Dolandırmadan gayet açık ve net bir şekilde yazmışsınız. Ve en son paragrafta yaptığınız yorum 👏👏

Leave a Reply

Theme by Anders Norén