Yurt dışı gezilerinde herkesin en çok kafasını kurcalayan konuların başında şaşılamayacak şekilde yiyecek konusu gelir. Şu ana dek sadece Avrupa’ya seyahat ettim ve benimde gezilerimde ne yazık ki canımı en çok yakan konu bu konudur.

Yaşadığımız ilk stres genellikle domuz eti stresidir. Bu konu yediden yetmişe herkesi ciddi sıkıntıya sokuyor. Acaba yanlışlıkla domuz eti yer miyiz? Korkusu kâbus gibi insanların üzerine çöküyor. Açıkçası çok sıkıntı yaratacak bir konu değil. Gittiğiniz yerlerde yabancı diliniz varsa bu durumu çok rahat izah edebilirsiniz ve domuz eti yemeden günü kurtarabilirsiniz.  Hiç dil bilmiyorsanız ve bu konuda çok hassassanız google çeviri denen bir icat var. Gideceğiniz ülkenin dilinde önceden bunları not edip, yemek yiyeceğiniz yerde bu hassasiyetini çok basitçe belirtebilirsiniz.

Bende yemek konularında çok sıkıntı çeken biri olarak hiç aksiyona girmeden önereceğim noktalar var. Yemek konusunda seçiciyseniz McDonalds, Burger King, KFC sizler için biçilmiş kaftan. Üç dört günlük kısa gezilerinizde bu gibi bilinen yerlerden gönül rahatlığıyla yiyip içebilirsiniz. Üç dört gün yoğun yağlı ve sağlıksız beslenmek kimsenin kalp damarlarını tıkamaz, rahat olun. Ayrıca bu yerlerde salata menülerini de rahatça bulabilirsiniz. Arada pizza olayına da girebilirsiniz, peynirli ve sebzeli menüleri tercih edip işinizi şansa bırakmazsınız.

Yine mi olmadı, o zaman kapı gibi Türk restoranlarına yönelmenizi tavsiye ederim. Ne varsa yine bizim yemeklerimizde var diyerekten gönül rahatlığıyla bu seçeneğe yönelebilirsiniz. Hele Almanya’ya falan gittiyseniz yaşadınız. Her yer kebapçı ve etleri yoğun şekilde denetlendiği için lezzetleri Türkiye’dekinden on kat daha fazla, bunu garanti ediyorum.

Ayrıca marketlerde 1-3 Euro arasında satılan sandviçleri de öğünlerinizi atlatmak konusunda kullanabilirsiniz. Bu sandviçlerin yanında meyve suyu ve meyve sindiriminizi de kolaylaştırıp, basit ve keyifli bir öğün geçirebilirsiniz. Mesela Amsterdam’da öğünlerin çoğunu marketten aldığım 5 Euro’luk sandviç, meyve suyu ve muz üçlüsüyle çok rahat bir biçimde geçirmiştim.

Kahvaltı olayını ise kaldığınız hostelde halletmeniz çok kolaydır. Avrupa’nın neresine giderseniz gidin sıkıntı çekmeyeceğiniz öğünlerden en güzeli kahvaltıdır. Tabiki Türk kahvaltısı beklemek hayalcilik olur ama en azından domates, kaşar peyniri ve yumurta ve çay kombinasyonunu yapmadığım bir hostele rast gelmedim. Hostel seçerken kahvaltı dahil olup olmadığını mutlaka kontrol edin. Kahvaltı dahil değilse bile en fazla 5 Euro ödeyerek açık büfe ve sınırsız kahvaltıya dahil olabilirsiniz. Burada benim için en büyük sıkıntı kahvaltı saatine yetişmek yani erken kalkmak oluyor.

Yiyecek konusu basitçe çözdükten sonra en çok baş ağrıtacak konulardan biride su sorunu. Sizlere tavsiyem kapalı olmayan suyu kesinlikle içmeyin. Mide ve bağırsak floranız (sindirim sisteminde yaşayan bakteriler topluluğu) Türkiye’ye uyumlu olduğundan başka bir ülkeden içeceğiniz açık su tamamen faklı bir bakteriyel flora içerdiği için vücudunuzun vereceği tepki sonucu ishal olmanız işten bile değil. Vücudunuz gittiğiniz yerin bakteriyel florasına uyum sağlayana kadar bu sorun canınızı yakabilir, hele ki benim gibi iki üç günlük geziler yapıyorsanız, gezinizi mahvedecek boyutta sıkıntılar başınıza gelmeden dediklerimi unutmayın.

Su konusunda dikkat edeceğiniz diğer önemli nokta Avrupa kültüründeki “gazlı su” sıkıntısı. Bize nasıl içtiğimiz su normalse onların da günlük tükettiği normal suları maalesef gazlı. Gittiğiniz restoranlarda veya marketlerde gazsız su diye belirtmezseniz size verecekleri su ne yazık ki gazlı sudur.

Buraya kadar anlattıklarım yemek konusunda takıntısı olmayıp, karın tokluğuna gezen kişiler içindi. Tabi ki yerel tatları deneme konusunda ilgiliniz varsa gittiğiniz yerin özel lezzetlerini denemenizde hiç sakınca yoktur. Burada ekonomik olarak biraz ipin ucu kaçabilir, bu size ve bütçenize kalmış. Ben yiyecek konusunda çok talihsiz olduğum için ve sindirim sistemim farklı yağlara ve yiyeceklere fazla uyumlu olmadığı için, gezimi berbat etmemek adına yerel tatlar bölümüne hiç uğramadan, bildiğim şeyleri yiyerek önüme bakıyorum.

İspanya’ya gittiğimde arkadaşım ailesi benim için “Paella Partisi” (deniz ürünlerinden ve bulgurdan oluşmuş değişik bir yiyecek) vermişti. Sonumu bile bile ayıp olmasın diye, hazırlıklarını boşa çıkarmamak adına bu kuralımı sessizce çiğnemek zorunda kaldım ve sonucunda iki gün tuvaletten çıkamayacak hale geldim. Yiyecek konusu benim için çok önemli ve hassas, sizde bu hassasiyetleri göz önünde bırakarak yiyeceklerinizi seçin derim…