Değerli dostlar öncelikle merhabalar!

“Amacım ne?” bölümünde de yazdığım gibi ne bir gezi rehberiyim ne de bir fotoğrafçı. Ama hatıraları çok seven biri olarak sıraya koyacağım ilk şey fotoğraflardır. Belki de ömrünüz boyunca gidemeyeceğiniz bir yeri fotoğrafta dondurup ömür boyu sizinle kalmasını sağlayabilirsiniz. Ya da ömür boyu bir daha göremeyeceğiniz bir kişiyle aynı fotoğrafta yıllarca mutlu bir şekilde ölümsüzleşebilirsiniz. Bu yüzden fotoğrafları en etkili anılar olması nedeniyle çok severim.

Yalnız fotoğraf konusunda çok pis bir huyum var. Benim olmadığım yani anı paylaşmadığım bir fotoğraf benim için gerçekten hiç bir şey ifade etmiyor. Biraz bencil bir ifade gibi olsa da fotoğrafta ben yoksam, o fotoğraf benim hatıram değildir. Şöyle bir uyarlama yapmak herhalde bu konuda duygu ve düşüncelerimi özetler; “Ben fotoğrafa fotoğraf demem, fotoğrafta ben olmayınca!”…

Dediğim gibi fotoğrafçı olmadığım için pek fazla etrafı çekmeyi sevmiyorum. Doğa veya şehir fotoğraflarını güzel yansıtacak kadar da iyi makinem yok.

Kendimi ilk hatırladığım zamanlarda milli bayramlarda babamla şehitliklere gider ve oralarda benim fotoğrafımı çekerdi. Çanakkale gibi şehitler diyarında büyüdüğümüz için bu konularda ziyaret edecek yer küçüklüğümüze sığmadı diyebilirim. O fotoğraf makinesinin 24 pozu vardı ve bitince tab ettirip resimleri görmek için can atardım. O bekleyişin heyecanı ve fotoğraflar nasıl çıkacak merakı çocukluğumun en güzel heyecanlarından sadece biriydi.

Lise birinci sınıfta artık yavaş yavaş dijital fotoğraf makinelerinin çıkmasıyla beraber babamla yaptığımız araştırmalar sonucunda “Orite” adında bir dijital fotoğraf makinesi aldık. Makinenin arkasında ekranı olması ve çektiğim resimleri orada görüp gerekirse silebilmek inanılmaz bir şeydi. Makineyi almamdan itibaren bütün sınıf arkadaşlarımı çektiğim fotoğraflarla kısa sürede bezdirdim ama liseden inanılmaz hatıralar elde etmiş oldum. Yıllar sonra hepiniz bu hatıraları benden istersiniz dediğimde kimse bana aldırış etmiyordu. Dediğim gibi de oldu ve herkes benden o güzel hatıraları istedi.

Bu makine sayesinde çok da para kazandım. Sınıfta isteyenlerin fotoğraflarını çekip üzerine takvim basıp sattım ve güzel harçlık çıkardığım zamanlar oldu. Yine bu dönemde lojmanlarımız boğaz manzaralı olduğu için bol bol Çanakkale Boğazı manzaraları çektim.

Lise ikinci sınıfın sonuna geldiğimde bu fotoğraf makinesi beklentilerimi karşılamamaya başladı ve yine aynı markanın biraz daha üst modelini alıp kardeşime eski makinemi verdim. Üniversite üçüncü sınıfta ise artık Canon marka çok daha kaliteli fotoğraf çekebilen yarı profesyonel bir makine sahibiydim.

Erasmus programı ile Polonya’ya gittiğimizde yine grubun fotoğrafçısı oldum ve gerek kendim gerek üçayağa makinemi takarak çektiğim fotolar ile bir yıllık Erasmus fotoğraf arşivim altmış gigabyte’ı geçti ve herkes bu inanılmaz hatıraları almak için sıraya girdi. Bir yıl boyunca onları foto foto diye yakalarına yapışarak rahat bırakmamıştım.

Fakat bu akıllı telefonlar çıktıktan sonra bende maalesef fotoğraf makinemi bıraktım. Gezilerimde ağırlık yapmaması için yanıma almıyorum. Dediğim gibi çevreyi çok fazla fotoğraflama isteğimde olmadığı için IPhone bana yetiyor. Yanıma da bir de özçekim çubuğu alarak işi çözüyorum.  Şimdiden fotoğrafçılık adına güzel eserler veremediğim için ve fotoğraflarda obje olarak bencilce kendimi kullanacağım için herkesten özür diliyorum.