TÜRKİYE

DİYARBAKIR İZLENİMLERİ

Kerkük referandumunun ha oldu ha olacak denildiği ve sonunda olduğu şu günlerde iki günümü Diyarbakır’da geçirdim. Aslında biletlerimi bir ay önceden almıştım. Diyarbakır gerek insanlarının yapısı gerekse stratejik önemi nedeniyle gidip görmek istediğim Güney Doğu Anadolu illerinin başında geliyordu. Her zaman bir Türkiye turu hayal etmiştim ve özellikle de Güney Doğu Anadolu bölgesini çok merak ediyordum. Orada ne olup bitiyor her şeyi yerinde görmek istiyordum. Her şey anlatıldığı gibi miydi? Yoksa her şey külliyen yalan mıydı? Ayrıca bu gezi benim Güney Doğu Anadolu’ya ilk gezim olacaktı. Daha önce Türkiye haritasının en sağında gittiğim yer Kapadokya’ydı.

Açıkçası söylemeliyim ki, orada ne işin var, tehlikeli, sıkıntı yaşarsın, hele ki referandum dönemi olduğu için bir karışıklık olur sözlerine kulaklarımı tıkadım. Biletimi iptal etmedim ve Diyarbakır’a uçtum. Uçak vardıktan sonra vakit kaybetmeden şehir merkezine geçip Sur’da meşhur bir ciğercide yemek yedim. Yenişehir, Bağlar, Kayapınar ve Sur Diyarbakır’ın merkez ilçeleri konumunda. Ben daha çok Sur’u merak ediyordum. Televizyonlarda izlediğimiz o dar sokaklarında aylarca çatışmaların olduğu Sur’u görmek nasip oldu. Sur adından da anlaşılacağı üzere kale surlarının içine kurulmuş bir ilçe. İçinde birçok tarihi mekan var. Ulu Cami’den Hasan Paşa Hanına, Ziya Gökalp Müzesi’ne tarihi surlardan, leziz ciğercilerine gerçekten beklediğimden de güzel bir ortam buldum. Her yer cayır cayır işliyor. Çatışma ve huzursuzluk olmaması halkın ve esnafında yüzünü güldürmüş durumda. Devletin Sur’u eli kanlı teröristlerden temizlemiş olması en çok orada yaşayışı normale dönen, evinde barkında huzurla oturan halkın yüzünü güldürüyor. Belediyelere atanan kayyumlardan herkes çok memnun çünkü belediye halk için çalışıyor ve işler daha da hızlanmış ve elle tutulur şeyler yapılmaya başlanmış.

En çok merak ettiğim yerlerden biride Sur’un o dar sokaklarıydı. O sokaklarda gezmek ve oradaki yaşamı görmeyi çok arzu ediyordum. Bizzat o dar sokaklarda gezdim, çıkmaz sokaklarından geri döndüm, güneşin girmediği yerlerine girdim. Daha fazla ileri gitmek mümkün değildi çünkü belli bir alandan sonra polis barikatlarıyla sınırlama başlıyordu. Sokak aralarında oynayan ve koşuşturan çocukları görmek beni mutlu etti.

Surdan aşağı araçla inip Dicle nehrini ve beslediği alanı yani medeniyetlerin doğduğu yemyeşil Mezopotamya’yı görmek, orada Dicle kenarında On Gözlü Köprü’yü izleyerek semaverden çay içip kuş cıvıltılarını dinlemek ayrı bir keyifliydi. Ayrıca hemen Dicle’nin kenarında bulunan Atatürk’ün görevi sırasınca 11 ay boyunca kaldığı köşkü de mutlaka ziyaret etmenizi tavsiye ederim. Burada şunu söylemeden geçemeyeceğim, 2 yıl boyunca tadilat safsatasında evin içini ziyarete açmayan ve kaderine terk edilmiş halde bırakan artık kim varsa alayına isyan ediyorum. Bu yapılan Türkiye Cumhuriyeti kurucusuna karşı sistematik bir gerici aklın eseridir. Gün olur devran döner deyip devam edelim..

Diyarbakır’da bulunduğum süre boyunca dikkatimi en çok çeken ve hoşuma giden şey oturduğum mekanlardaki hürmet ve hizmet inanılmazdı. Gerçekten doğunun misafirperverliğini iliklerime kadar hissettim. Ne yemeye oturursam oturayım ana yemek gelmeden masama gelen mezelerle karnım doydu.

Geceleride sokaklarında bulunduğum Diyarbakır’da gözüme en çok çarpan şey bir sürü aylak gencin oluşuydu. Gerçekten de sokakta çok aylak insan var. Bunu nasıl anladın derseniz, her köşe başında üç dört kişilik gruplar halinde duran tipleri görünce işsiz gençler olduğunu anlarsınız. Diyarbakır’da maalesef sanayi yok, iş imkanları çok kısıtlı ve yaşam zor. Meyve ve sebze kentte sıkıntılı bir durumda. Neden olduğunu sorduğumda yetiştirilmediğini söylediler. Muhtemelen terörden dolayı arazileri kullanmada sıkıntılar var. Yoksa bu verimli topraklarda bir şey yetişmemesi imkânsız.

Asıl beni hayal kırıklığına uğratan konuya gelmek istiyorum. Aslında hayal kırıklığı değil, kızgınlık demek daha doğru olur. Garibanın çocuğuna özgürlük savaşı, kendi çocuklarına en güzel parklar, en iyi okullar diyen iki yüzlü şerefsiz siyasetçilerin oradaki gariban halkı nasıl sömürdüklerini gördüm. Ve Kayapınar merkez ilçesini görünce başımdan aşağı kaynar sular döküldü. Gördüğüm yer Diyarbakır olamazdı. İstanbul’da bile böyle lüks sitelere, tertemiz yollara, parklara bahçelere rastlamanız iddia ediyorum ki mümkün değil. Kalite birden bir Avrupa şehriyle aynı seviyeye çıkıveriyor. Nedense buralarda ne bir barikat ne bir bomba ne bir tedirginlik yok. O bölgeye böyle şeyler hiç uğramamış ve çok yabancı şeyler. Çünkü buralar zenginlerin yaşadığı yerler. Onlar sırça köşklerde otururken, gariban çocuklarına özgürlük mücadelesi gazını veriyorlar. Oradaki halkın haklarını savunduğunu iddia eden milletvekillerinin çocuklarının okuduğu okullara, gittiği parklara bahçelere bakarsanız, onların o yüzlerinin altındaki şeytanı keşfetmeniz pek de zor olmayacaktır. Velhasıl bu iki farklı yaşamı Diyarbakır’da görmek beni inanılmaz sarstı. Size yemin ediyorum, İstanbul’un en lüks yerlerinden daha lüks yaşam alanları var ve Sur’daki, çevre ilçelerdeki yaşamları ve bohemliği görünce buradaki insanların günahı ne diye içinizden geçmemesi mümkün değil. Olan her zaman olduğu gibi garibana oluyor. Bu güzel topraklarda bence en büyük görev büyük devletimize düşüyor. Devletimiz oradaki garibanın elinden sıkıca tutmalı ve onları her türlü tehditten korumalıdır.

1 Comment

  1. Mürüvvet Atahan

    Zevkle okudum. Keşke o şaşaalı bir hayat yaşanan bölgelerin de resimlerini çekip yazınıza ilave etseydiniz. Zıtlığı görseydik. Sevgiler…

Leave a Reply

Theme by Anders Norén