Hala İskandinav ülke ve Nordik ülke ayrımını tam olarak yapamasam da vikipedia’nın yazdığını sizlere aktarıyorum belki aydınlatır;

 

“İskandinavya, Kuzey Avrupa’daki ülkelerin oluşturduğu bir coğrafyadır. Danimarka, İsveç ve Norveç İskandinav ülkeleridir. Bu ülkeler ile beraber Finlandiya, İzlanda, Faroe Adaları, Åland Adaları ve Grönland Nordik ülkeleri oluştururlar. Bu ülkelerin dilleri Fince dışında birbirine benzemektedir. Bu dillere İskandinav dilleri denir. Danimarka’nın Danca, Norveç’in Norveççe, İsveç’in İsveççe, İzlanda’nın İzlandaca dillerini kullanmaktadırlar.”

 Cahilliği üzerimizden attıktan sonra başlayalım yine para meselelerinden. Benim için bu gezinin en güzel yanı kalacak yere para vermemek oldu. Bu yüzden en az 75-100 Euro’luk bir kar yaptım. Polonya’da Erasmus yaptığım İspanyol arkadaşım Luis, Danimarka’nın başkenti Kopenhag’ta çalıştığı için onu ziyaret bahanesiyle hem Kopenhag’ı gördüm hem de üç günlük ufak bir kaçamak yapmış oldum. Hem de eski dostlardan biriyle Erasmus anıları tekrar hatırlamış olduk.

Her zaman yaptığımız gibi gelin yine para meselesiyle olaya girelim. Artık duymayanımız kalmamıştır, İskandinav ülkeleri hayat standartlarının en yüksek olduğu insan refahının alıp başını gittiği memleketler. Durum böyle olunca bize göre ciddi pahalı ülkeler statüsünde ne yazık ki başını çeken yerlerden biri oluyor. Para birimleri Danimarka Kronu ve 1 Euro yaklaşık 7,5 Kron’a eşdeğer. Bizim alım gücümüz ülkenin refah düzeyine kıyasla zayıf. Mesela havalimanından arkadaşımın evine metro ile gittim ve bir hat değiştirerek toplam 10 durak yol aldım. Ödediğim para 80 kron’du yani 10 Euro. Artık gerisini siz kıyaslayın, bence oldukça pahalı. Bilet için turnikeden geçmiyorsunuz, sistem güven üzerine kurulmuş. Sadece arada kontrol görevlileri gelip bilet alıp almadığınızı sorabilir. Bunlara karşı dikkatli olmak lazım. Şunun da hakkını vermek lazım, demir ağı ulaşımı süper biçimde gelişmiş ve gelişmeye devam ediyor. Ulaşım çok kolay ve rahat. Şehrin göbeğinde bile hala metro inşaatları sürüyor ve hatları birbirine bağlamaya ve geliştirmeye devam ediyorlar.

Danimarka’da %34 vergi var. Düşünün devlet sizin kazandığınızın %34’ünü direk indiriyor fakat insanlar bundan rahatsız değil. Aksine memnunlar. Çünkü sizden vergi diye aldıkları bu parayı sizin gözünüze soka soka sizin için kullanıyorlar. Devlet bireylerin hayatlarını kolaylaştırmak için vardır ve sizden aldığı vergiyi sizin yararınıza kullanmıyorsa bu tabi ki insana soyulmuşluk hissi verir ve bireyin devlete olan inancı azalır bizdeki gibi. Fakat bir turist olarak gittiğinizde bile oradaki insan hayatını kolaylaştırmak, daha kaliteli hale getirmek için devletin nasıl çalışmış olduğuna şahit oluyorsunuz. Bundan şüpheniz olmasın.

Dikkat çeken noktalardan biride nakit parayı neredeyse kullanmamaları konusu… Herkes işlemini kart ile hallediyor. Yanımda Euro götürmüştüm ama bozdurmak nasip olmadı. Bütün işlemleri kart ile rahatça hallettim. Arkadaşımdan öğrendiğime göre Danimarka kâğıt ve bozuk parayı tamamen kaldırıp, akıllı sanal paraya geçmeyi planlıyormuş.

Kopenhag’da kiralar çok pahalı ama kazançlarda o oranda yüksek olduğu için bu olay birbirini dengeliyor. İsveç Malmö’de yaşayan diğer arkadaşlarım için ise durum biraz faklı orada kiralar ucuz ve gelir az. Malmö ve Kopenhag Öresund denilen bir geçitle birbirine bağlı ve iki şehir arası sadece 20 dakika. Malmö’de yaşayan bazı insanlar çalışmak için Kopenhag’a gelip gidiyorlar ve yol eziyeti olsa da kazandıkları para daha fazla oluyor. İsveç ile ilgili daha detaylı bilgiyi bir sonraki yazımda vereceğim.

Amsterdam/Hollanda yazımda şehirde ne kadar çok bisikletin kullanıldığından bahsetmiştim. İşte Kopenhag’da bu şaşkınlığım daha da arttı. Amsterdam’dan daha fazla sayıda bisiklet kullanılıyor ve yağmur çamur dinlemiyorlar. Arkadaşımdan öğrendiğime göre burada bisiklet olayı karaborsa bilet gibi. Bisiklet fiyatları inanılmaz pahalı. Bozulduğunda bir lastik değiştirmek için 600-800 Euro fiyat ödemek zorundasınız. Yenisini almak daha avantajlıya geliyormuş. Hatta çoğu bisiklet sigortalıymış ve bozulduğunda bırakıp sigortadan yenisini alıyorlarmış.  Yeni bir bisikletin fiyatı 1000-1500 Euro’dan başlıyor. Ve bu paraya inanılmaz sadelikte bir bisiklet alabiliyorsunuz, çok fazla bir şey beklemeyin. Trenlerde bisikletle giriş yapmak için özel vagonlar var, bunun dışında bebek arabasıyla veya evcil hayvanınızla girebileceğiniz özel vagonlarda mevcut. Ayrıca sessiz oda denilen hiç konuşulmayan, izole odalarda var. buraya geçerek kafa dinler halde yolculukta yapabilirsiniz.

            En çok ilgimi çeken konulardan biride aile yaşantıları ve çocuklarını yetiştirme tarzları. Aileler çocuklarını hayatın içine girip öğrenmeleri konusunda katı olarak yönlendiriyorlar. Sokaklarda otobüse binmek için bekleyen yalnız sırt çantalı çocuklar görebilirsiniz. Güvenli bir ülke olduğundan bu gibi şeyleri duymak bir Türkler için biraz hayalî gelebilir ama öyle. Çocuklar genelde 16-17 yaşından sonra evlerinden ayrılıyor ve kendi başlarına yetmeye çalışıyorlar. Devlet okuyan öğrencisine hayatını geçindirecek parayı ve imkânı sunuyor. Küçük yaştan itibaren mücadeleyi öğrenen çocuklar hayata karşı şüphesiz ki daha dirençli oluyor ve problemlerin üstesinden gelmeye daha yatkın gelişiyorlar. Bu ülkede bir üniversite bitirip de açıkta kalmak gibi bir şansınız yok. İş imkanları geniş ve herkes hak ettiğini fazlasıyla kazanıyor.

            Kopenhag’da benim ağzımı açık bırakan tek nokta ise restorana giren çiftlerin bebeklerini arabasıyla kapının önüne bırakması ve içeride yemeye içmeye koyulması. Düşünsenize! Anne baba çocuklarını bebek arabasına koymuşlar gezintiye çıkıyorlar ve karınları acıktığında bir restoranda yemek yemek istiyorlar, bebekle birlikte bebek arabasını dışarı bırakıp içeriye geçip keyiflerine bakıyorlar. Aman Allah’ım şok oldum. Neden şok oldum? Çünkü Türkiye’de dahil herhangi bir Orta Doğu ülkesinde bunu yapında görelim. Çocuğunuz beş dakika içinde kaçırılır. Hayatımın en büyük şaşkınlıklarından biriydi. Tabi Danimarka dediğin yer, medeni, kültür tavan yapmış, insanın insana saygısı var, eğitim ve refah üst düzeyde… Adamların aklından bile geçmeyen şeyler ne yazık ki bizim gerçeklerimiz. Çocuklarını bebek arabasında o şekilde bırakmaları durumu beni şok etti. Sonradan öğrendim ki bu durumun amacı bebeğin soğuğa alışıp, dirençli olmasıymış. Vay be dedim kendi kendime.

            Danimarka’da durağan bir hayat var, saat altıdan sonra dışarıda neredeyse insan bulmak zor, herkes kendi kabuğuna çekiliyor. Diğer Avrupa ülkelerinde olduğu gibi burada da bireysel yaşam öne çıkıyor. Şehir merkezinin dışına çıkıldıkça üç katlı bahçeli evler yoğunlaşıyor ve keyifli bir görünüm ortaya çıkıyor. İnsanların hepsi şakır şakır İngilizce konuşuyor ve yardımseverler. Bir şey sormak için durdurun güler yüz ile size yardımcı olmaya çalışıyorlar, bundan hiç sıkılmadan. Görevliler güler yüzlü ve her yerde turiste karşı itibar var, bu yüzden insan hayatını kolaylaştırma kültürü herkesin işine yarıyor ve yardımcı oluyor. Hafta sonu genç yaşlı içiyorlar ve ahlaklı bir içki kültürleri var. Gecenin bir yarısı kırk elli yaşında çiftleri sarhoş olmuş bir şekilde evlerine giderken görebiliyorsunuz. Eşiyle çıkmış, eğlenmiş, içmiş, sarhoş olmuş ve bu keyifle kimseye zarar vermeden sakince yine eğlenerek evine gidiyor. Ne kadar güzel ve imrendirici bir durum… Türkiye’de iki kadehte ortalığı dağıtmak artık bir klasik halini aldığı için böyle şeyleri görmek insanın gözlerini yaşartıyor. Göçmenlerin varlığı yavaş yavaş hissedilmeye başlıyor danimarka’da. Özellikle Suriyeliler ve Araplar buradaki ahengi bence bozmaya meyilliler. Metrolarda dilenenlerin hepsi orta doğulu. Her ne kadar göçmenlere karşı empati yapmak gerektiğini savunsam da gittikleri yerlerin kalitesini düşürmeye, suç oranını arttırmaya ve insanlarda tedirginlik uyandırmaya başladıklarında bu kabul edilemez bir durum oluyor benim için. O zaman bütün iyi niyetimi kaybediyorum.

Son olarak kaldığım üç gün boyunca beni adeta bayan hava hakkında konuşmak istiyorum. Hava devamlı yağışlı ve bulutlu, eğer bu ikisi değilse sisli ve soğuk. İnsanın içini karartıyor. Burada insanların yüzde doksanı siyah ve tonlarını giyiyor. Bu da bence bu karanlık psikolojiyle alakalı, insana kendini devamlı karamsar ve yorgun hissettiriyor. Zaten İskandinav ülkelerindeki intihar olaylarının fazlalığını bilmeyen yoktur. Tamamen güneş görememekle alakalı… yazın çok daha güzel olduğunu söylüyorlar ama kış için çekilmez demek az kalır. Biz Akdeniz insanları için güneşsizlik tam bir zindan demek. Polonya’da bir yıl yaşadığım süreçte böyle günlere rast geldim. Hava gündüz üçte karardığı zamanlara şahit oldum. Güneşi görememek gerçekten insanı çılgına çevirir. Anlatması garip gelebilir ama bir gün böyle bir şeyi yaşarsanız ne demek istediğimi bu kuzey ülkelerindeki durumu çok iyi anlarsınız. İşte bu yüzden:

Burada yaşar mıyım soruna vereceğim yanıt; “mümkün değil yaşayamam!!!”

Kaldığım dört gün boyunca kalacak yere para vermediğim için bana inanılmaz hafif gelen bir geziydi. Kartımı kontrol ettiğimde cebimden 500 TL çıktığını gördüm. Bu para sadece yemek ve ulaşım için harcadığım paraydı. Zaten uçak biletini 170 TL’ye mal ettiğimi daha önce yazmıştım. Gideceklere tavsiyem Kopenhag’a üç günden fazla zaman ayırmamaları yönünde olur… Keyifli gezmeler!!!