Öncelikle herkese merhabalar. Çok uzun zaman olmuştu yeni bir ülkeye gitmeyeli, yeni bir yazı yazmayalı. Yine her ay bir ülke projemle yeni yılın ilk ayıyla birlikte gezilerime başladım. İlk durağım belki sayfalarca yazsam yine de yetmeyecek olan Can Azerbaycan’dı. “Tek millet iki devlet” sloganı ne güzel bir slogan değil mi? İnsanın gittiğinde kendi ülkesinde gibi hissetmesi ne güzel değil mi? Türkiye’den geliyoruz dediğinizde gözlerinin içi gülen insanları görmek güzel değil mi? Güzel az kalır inanılmaz muhteşem bir duygu.

ALEV KULELERİ

Her zaman olduğu gibi para mevzularıyla işe koyulalım. Azerbaycan’ın para birimi Manat ve 1 Manat yaklaşık 2,5 Türk Lirası. Bakü’deki ekonomik hayata bakarsak pek ucuz olduğunu söyleyemeyiz. İstanbul’daki yaşam koşullarının çok az üstünde biraz daha pahalı diyebilirim. Bakü’ye gelmek için ödediğim parasına inanamayabilirsiniz. Haziran ayında bir kampanya yakaladım ve gidiş dönüş uçak biletini 150 TL’ye aldım. Bedava diyenleri duyar gibiyim. Bence bedava kelimesi bile pahalı kalır. Kalış için gecelik tek kişilik bir odaya 60 TL verdim. Onun dışında günlük 75 TL’den araba kiraladım. Petrol ucuz olduğu için 50 TL’ye neredeyse depoyu dolduracaktım. Litresi aşağı yukarı 2 TL idi. Gezilerimde ben mutlaka araç kiralıyorum ve bu beni inanılmaz rahatlatıyor. İnanın otobüs, metro bekleme stresi, ineceğin yeri kaçırma stresi, uçağa sabah nasıl gideceğini bilememe gibi streslerim olmuyor. Kuruyorum haritayı atlıyorum arabama. Bakü’de araç için inanılmaz rahat bir yer olunca çok keyifle gezdim. Trafik problemi yok, park problemi yok, benzin pahalı değil, daha ne olsun. Beni en çok etkileyen şey ise trafikte yayalara yol vermeleriydi. Onlardan hayatım boyunca yayalara yol veren ilk Türk kavmi diye bahsedeceğim. Bu güzelliğe hiç yakışmayacak bir şeyi de söylemeden geçemeyeceğim. Türk her yerde sığırdır tezimi kanıtladığı için paylaşıyorum. Arabayı neredeyse yol ortasında diyebileceğimiz bir vaziyette bırakıp gidenler yüzünden trafiğin karıştığına iki günde defalarca tanık oldum. Bu vurdumduymazlık Türk ırkının bir genetiği. Ne yazık ki! Arabayı kiraladığım yerde bana özellikle polislerin hala rüşvet aldığından ve dikkatli olmam gerektiğinden bahsettiler. Ama Allah’tan başıma bir şey gelmedi.

Bakü’ye iner inmez canımı sıkan ilk şey vize olayıydı. Nasıl olurda Tek millet iki devlet diyenler arasında vize olabilirdi. Neyse kapıda alındığı için çok kafamıza takmadık. İlk dikkatimi çeken şey havalimanın inanılmaz modern ve tertemiz olmasıydı. Belirli alanlarda bir örnek gibi giyinmiş ve özenle seçilmiş güzellikteki kızlar yardıma ihtiyacı olanı ilgili yerlere yönlendiriyorlardı. Hemen çözüm üretmek için orada görevlendirilmişlerdi. Yine turist bilgi masasına gittiğimde bizim gibi godoman teyzeleri oturtmak yerine gayet güzel ve dil bilen bir kızı oturtmuşlar ve güler yüzle bütün sorularımı içtenlikle cevapladı. Kiminle konuşsam Türkiye’den geldiğimi anlayınca ilk defamı geliyorsunuz? Umarız şehrimizi beğenirsiniz, deyip gülümsemelerine şahit oldum. Bizde görevlilerin surat beş karış olduğu için bu gibi şeyler beni benden aldı diyebilirim.

ESKİ ŞEHİR (İÇERİ ŞEHİR)

Eminim herkes biliyordur ki Azerbaycan Türkçesi ile İstanbul Türkçesi birbirine çok yakın ve birbirimizi çok rahat anlayabiliyoruz. Dillerinde Rusça’dan kalma Türkçeleştirdikleri çok sözcük var. Mesela Azerbaycan Cumhuriyeti yerine Republikası diyorlar. Başkan yerine President diyorlar. Bu gibi Türkçeye devrişilmiş sözcük çok var. Zaten İngilizce bilen biri bunları rahat anlar. Anlayamadığımız %10 luk bir fark var onda ise sorun bilmediğimiz kelimeler değil. Gayet bildiğimiz ve günlük hayatta çok kullandığımız kelimelerin başka manalarda kullanılıyor olması. Gitmek yerine düşmek, para yerine pul gibi. Onlar hızlı konuştuğunda anlamak biraz karmaşıklaşıyor fakat yavaşladıkları anda herşeyi çok net anlıyorsunuz. Onlar ise bizi yani İstanbul Türkçemizi tamamıyla anlıyorlar. Sonuçta hepimiz Türkçe konuşuyoruz ama lehçe farklılıkları doğal olarak az da olsa var. Onları konuştuğu Türkçe biraz daha bizim kulağımıza komik bir Türkçe gibi geliyor.

MİLLET MECLİSİ

Şehir merkezinde mekanlarda en çok dikkatimi çeken şey Cuma ve cumartesi günü olmasına rağmen sakinlik ve boşluktu. Bir de can sıkan bir görüntü olarak neredeyse her köşe başında çekirdek çitleyen sağa sola laf atan garip tiplerde klasik Türkiye görüntüsü gibi insanı rahatsız eder nitelikteydi. Azerbaycan’daki yaşam bana biraz Türkiye’nin doksanlarını andırdı. Yeme içme konusunu zaten konuşmaya gerek yok her şey aynı ve hiç sıkıntı çekmezsiniz. Fakat sizi inanılmaz zor durumda bırakacak bir şey var ki, elinizi kolunuzu bağlayacak cinsten. Alışverişlerinizde çoğu yerde kart kullanamıyorsunuz. Böyle bir şey olduğuna inanamıyorum çünkü restorana girip yemeğimi yedikten sonra nakitsiz olarak kartla ödemek isteyince yok olmaz dediklerinde donup kaldım. Şehrin göbeğinde turistik bir yerde böyle bir saçmalık olmamalı. Para çekmek için yarım saat bankamatik aradım ve para çekemedim. En sonunda döviz bürosu bularak para bozdurdum.

Şehircilik anlayışı biz Türklerde gerçekten yok, bunun hakkında en ufak bir fikrimiz dahi yok. Koskoca şehrin göbeğine Nizami Gencevi heykelinin dibine otopark mı yapılır ya? Ne zihniyetle ne kafayla bu yapılır, çok ilginç. Hadi anlarım yer altına yaparsan ama o da yok. Bu çok kötü bir genetik hastalık. Zaten şehirde her yer Rus mimarisinin muazzam eserleriyle dolu. Bence Rus mimarisi bütün Avrupa’daki mimari anlayışlara da on basar, tek geçerim.

KIZ KALESİ

Çok dikkat çeken durumlardan biride Bakü’de toplam iki tane cami gördüm. Elbet daha fazlası vardır ama ben o kadar yer gezmeme rağmen gördüğümü söylüyorum. Ve Bakü’de halktan gelen hastalar ve çocuklar rahatsız oluyor şikayetine karşı artık ezan hoparlörden okunmuyor. Hocalar minareye çıkıp canlı olarak ezan okunuyor. Bu yüzden Bakü’de ezan sesi duymanız mümkün değil.

Kültürümüz gereği taharet olayı yurtdışına çıktığımızda bizler için felaketler ile sonuçlanabilecek bir sorun teşkil ediyor. Azerbaycan’da benim gördüğüm kadarıyla sistem bizdeki sistem değil ve klozetin yanında ayrı bir duş var. İşlemi o duş ile hallediyorsunuz. Gideceklerin dikkatine!!!

Bütün bunların dışında Bakü güvenli bir yer. Türkiye’den geliyorsanız zaten siz turist değilsiniz. Bakü sizin yurdunuz. Burası faklı bir yer değil. Kimsede size yabancı gözüyle bakmıyor. Güvenlik konusunda aşırı bir rahatlık var. Mesela bizim bakanlıklarımızın, meclisimizin önü dehşet bir koruma çemberi içindedir. Bakü’de ise öyle bir şey yok, meclisin kapısına kadar gittim kapıda sadece normal bir bekçi var o kadar. Bir tehdit olmayınca durum ne güzel ki böyle oluyor.

Her yerde bayrak olması çok güzel aynı Türkiye’deki gibi. Alev Kuleleri zaten sürekli ışık animasyonlarıyla bayrağı sergiliyor. Onun dışında çeşitli binalar mesela Hilton Oteli bile gece Azerbaycan Bayrağı’nı yansıtıyor. Gençlerde sanki biraz milli bilinç körelmiş gibi gördüm. Evet daha önce tanıdığım birçok Azerbaycan Türk’ü vardı ama onlarla tanışıklığım gurbette olmuştu. Gurbette olan insan doğaldır ki daha milliyetçi olur ve vatan hasreti ondan milli duyguları diri tutar. Ama gördüğüm kadarıyla Aliyev ailesi ile bu durum pek iç açıcı değil. Ebülfez Elçibey’in Türkçülüğünden, bağımsızlık mücadelesinden sonra Aliyev dönemi hiç de insanın hoşuna gitmiyor. Havalimanın’da tanıştığım yıllardır Bakü’de ticaretle uğraşan bir Türkiye Türkünün bana söyledikleri beni biraz yaraladı. Ama söyledikleri 20 yıldır orada yaşayan birinin gözlemleri olduğu için gerçekten dikkate alınacak sözlerdi. Azerbaycan Türk halkı çok ezildi, çok zor zamanlar geçirdi. Tek güvendikleri tek dayandıkları Türkiye’ydi. Türkiye gerektiği zamanlarda gerekenleri yeteri kadar yapmadı. İnsanlar hep Türkiye’den bir el beklediler. Ama o el hiç yeteri kadar uzanmadı. Uzanmaya başladığında ise buraya yardım için değil talan etmek için uzandı. İşte bu yüzden arada biraz kopukluk ve kırgınlık var. Bu duyduklarım beni fazlasıyla üzdü.

ESKİ ŞEHİR (İÇERİ ŞEHİR)

20 Ocak 1990’da Rus Ordusu’nun Ermeniler katlediliyor bahanesiyle tanklarla Bakü’ye girip, burada Türk milletini sindirmeye kalkması tarihe bir utanç sayfası olarak kazınmıştır. O gün verilen şehitler adına bugün Meclisin ve Alev Kulelerin hemen yanında “Şəhidlər Xiyabanı” yani Şehitler Hıyabanın’da orada şehit olanların anısını yaşayabilirsiniz. Yine Meclisin diğer yanında Fahri Hiyabanı Mezarlığı ya da Ulusal Şeref Mezarlığı’nda Azerbaycan tarihine damga vurmuş herkesin heykeliyle birlikte mezarlarını ziyaret edebilirsiniz.

Yine bir utanç sayfası olarak Karabağ hala durmaktadır. Ermeni işgali altındaki ÖZ TÜRK YURDU KARABAĞ, büyük devletlerin Ermeni maşasıyla kirli siyasi emellerine alet edilmektedir. Kimse barış ve kardeşlik türküleri söylemesin, Ermeni katliamlarını görmezden gelen sözde ülkemizin meşhur aydınlarının ve maşa sözde soykırımcıların Allah en büyük cezasını versin ve terörist sevicilerin, masuma zulmedenlerin sonu beter olsun.

Sohbet ettiğim kişilere Atatürk’ü sorduğumda aldığım cevap şuydu: “Atatürk’ü kim tanımaz ki, şaka mı yapıyorsunuz?”. Bakü’de Atatürk’ün ismi parklarda, sokaklarda caddelerde yaşıyor ve parkta da bir heykeli mevcut.

Bu kadar yazmışken hayatımda çok önemli yeri olan ve örnek aldığım nadir kişilerden biri olan Ebülfez Elçibey’i anmadan, anlatmadan geçemeyeceğim. Bugün ismi Azerbaycan’dan silinmeye çalışılan Elçibey’i kimsenin hiçbir yerden silemeyeceğini söyleyerek sürdürmek istiyorum sözlerimi. Elçibey’in  kendisi bir bilim ve fikir adamıydı. En önemlisi Türkçüydü. Azerbaycan, Türkiye ve Kıbrıs’ın birleşmesi gibi fikirleri vardı. Kendisini hep Atatürk’ün askeri olarak adlandırıyordu. Ne yazık ki Türkiye’den yeterli desteği göremedi ve politik oyunların kurbanı oldu.

EBÜLFEZ ELÇİBEY’İN MEZARI

Atatürk devrimlerinin Azerbaycan’daki uygulayıcısıydı. Latin alfabesine geçti, devletin resmi dilini Türkçe yaptı, milli para Manat’a geçiş yaptı, Rus ordusunu Azerbaycan topraklarından kovarak petrol ve doğalgazda ile ilgili ülkenin milli menfaatleri doğrultusunda birçok anlaşma imzaladı, Ermenistan’a bırakılan Türk topraklarını geri almak için boğuştu. Halkına Türklük bilincini aşıladı, mücadele ruhunu ayağa kaldırdı.

Sovyetler birliğinin dağılıp Azerbaycan’ın bağımsızlığını kazanmasıyla beraber can Azerbaycan’ın ikinci Cumhurbaşkanı Ebulfez Elçibey ilk resmi ziyaretini 1992 yılında Türkiye’ye yaptı. Atasının kabrini ziyaret eden Elçibey, Anıtkabir anı defterine şunları yazdı; “Ey böyük Türk’ün böyük komutanı, seni ziyaret etmekle özüm ve bütün milletim adına şeref duydum, senin esgerin, Ebulfez Elçibey.” TBMM’deki konuşmasında; “Biz bu mücadeleye başlarken, bana sordular, ne yapacaksınız, onlara dedim ki, yolumuz Mustafa Kemal’in yoludur, demokrasi devleti kuracağız!”

Yine birgün anılarını anlatırken Atatürk sevgisini şöyle anlatmıştır; “Çok işkence gördüm, çok çektirdiler, hiçbirine yanmam da, Atatürk rozeti vardı yakamda, onu aldılar elimden, ona yanarım”

EBÜLFEZ ELÇİBEY’İN MEZARI

Bu yazı “Bir kere yükselen bayrak bir daha inmez!” diyen Mehmet Emin Resulzade’ye ve “Ben Atatürk’ün askeriyim!” diyen Ebülfez Elçibey’e armağan olsun. Hepsine selam olsun! Onları unutmadık, unutmayacağız.

Burada yaşayabilir miyim?  Hayır yaşayamam, çok durgun bir hayat var.

Uçak bileti: 150 TL gidiş geliş

Kalacak yer: Gecelik 60 TL

Günlük yemek masrafı: 30-40 TL