Aslında doğru söylemek gerekirse Viyana beni hayal kırıklığına uğrattı. Diyeceksiniz ki; “Ne bekledin de, ne buldun?” aslında buna da bir cevabım yok. Budapeşte’den sonra belki de beni hayal kırıklığına uğratması normal olabilir. Çünkü Budapeşte gerçekten çok güzel bir yer. Ve ben orada bulduklarımı Viyana’da da bekledim fakat hayal kırıklığı oldu.

Gezdiğim gördüğüm yerler bende heyecan yaratmadı. Sanat, opera, tiyatro gibi aktiviteleriyle ünlü bu şehir hepimizin bildiği gibi Mozart’ın şehri ve sanatseverler için belki daha çok şey ifade eder ama bende çok heyecan yaratmadı. Biliyorsunuz ki Mozart eserlerinde Mehter marşlarından etkilenmiştir. Şehrin yapıları fena değildi ama hala Türk düşmanlığını yansıtan, daha doğrusu viyana kuşatmasını simgeleyen üzeri çiğnenmiş Türk askerlerini gösteren figürler hala heykellerinde yaşıyor. Bunu bir türlü unutamamışlar. Sarayları, binaları etkileyici, bunda şüphe yok. Fakat Tuna Nehri ve kıyıları, Budapeşte’deki gibi süslü ve ışıklı değil, şehrin içinden geçmesine rağmen aynı havayı ne yazık ki vermiyor.

Avusturya’da Almancanın farklı bir lehçesi konuşuluyor, buna Avusturya Almancası diyorlar. Ben açıkçası kendimi burada hem dil, hem insanlar hem de yaşayışın her zerresine kadar Almanya’daymışım gibi hissettim. Gözlerimi kapatıp beni buraya bıraksalar ve hangi ülkede olduğumu tahmin etmemi söyleseler şüphesi Almanya derdim, bence tamamen Almanya’nın kopyası konumunda bir ülke. Fakat kurallar Almanya’daki gibi sert değilmiş. Mesela Almanya’da otobüslerde bilet kontrolleri çok yoğun şekilde yapılıyor ve cezai yaptırımları çok ağır, fakat burada iş biraz gevşek tutuluyormuş. Herhangi bir araca bindiğinde bilet basıp basmamak sana kalmış, Avrupa’nın çoğu ülkesinde olduğu gibi güvene dayalı bir ilişki söz konusu. Mesela sokaklarda elektrik direklerine poşetlerle gazete asmışlar ve dileyen gazeteyi alıp, kutuya parasını atıyor. Ve kutuyu salladığımda içinin para dolu olduğunu gördüm. İnsanlar gerçekten aldıkları gazetenin parasını dürüstçe oraya atıyorlar.

Genel yaşama dair yazdıklarım uzun yıllardır orada yaşayan bir Türk’ten dinlediğim bilgiler. Kendisi dönerci olmasına rağmen genç ve aydın biriydi ve bana öğrenmek istediklerimin hepsini anlattı. Viyana’da Euro’ya geçmeden önce hayat inanılmaz derecede refah içindeymiş. Mesela vasıfsız normal bir işçi, bir yıl çalışıp ev alabiliyormuş, düşünebiliyor musunuz? Euro’ya geçtikten sonraki 14-15 yıllık süreçte yaşam %200 oranında zorlaşmış. Şimdi bırakın ev almayı, bir yılda arabayı bile çok zor alıyor insanlar diyor. Konuştuğum kişi bir dönerciydi ve 2000 Euro maaşı vardı. Bu parayla geçimini rahat bir şekilde sağlıyor. Viyana’da hayat zor mu diye sorduğumda, kolay değil ama zor da değil diyerek aslında bence rahat yaşamları olduğundan bahsediyordu. Özellikle dönerin çok getirisi olduğunu söyledi ve amcasının dükkânının aylık 30.000 Euro geliri olduğunu söyledi. Euro, Türk Lirasına göre dört kat değerli olduğu içinde genelde burada insanlar Türkiye’ye yatırım yapar diye ekledi. Kendisinin de hedefi bir dönerci açmak, umarım bir gün açar.

Bana ısrarla vurguladığı şey Avusturya’daki insan haklarına verilen önem. Abartısız söylüyorum dünyada insan haklarının en üst seviyede olduğu yer burasıdır. Burada her şey insan içindir ve daha ileriye götürmek içindir diye ısrarla her konuşmasının sonuna bu çok önemli ayrıntıyı ekledi. Avusturya’da insanlar devletten çocuk parası, işsizlik parası, ücretsiz eğitim, kira yardımı vs. birçok yardım alıyor. Üstüne üstük BMW, AUDİ, MERCEDES’den birine sahip olmayan neredeyse yok. Benzinde ucuz ve ne kadar pahalı deseler de kaliteli ve sakin bir yaşamları var. İtiraf etmek gerekirse bu imkânları sonuna kadar sömüren de hiç şüphesiz Türkler. Avusturya’daki Türklere “Austro-Türken” deniliyor ve yakın zamanda televizyonlarda izlediğimiz diplomatik problemlerin sonucunda sıkıntılı günler geçiriyorlar ve bu sıkıntılar daha da artacağa benziyor. Çifte vatandaşlık yasak olduğu için şimdi bir seçim yapmaları gerekecek ve aptal değillerse Avusturya vatandaşlığını bırakacaklarını sanmıyorum. Orada refah içinde, bollukta yaşamı bırakıp gelecek bir enayi tanımıyorum.

Evler genelde 300-400 Euro kiradan başlıyor, tabi doğal olarak küçük. Ortalama elektrik, su vs giderleri de 100-150 Euro civarındaymış Dikkatimi çeken en ilginç noktalardan biride sokaklarda dilenciye hiç rastlamadım. Sakin, güvenli, mutlu bir yaşam var ve insanların hiçbir acelesi hayat kargaşası yok. Akşamları sokaklarda insan görmek neredeyse çok zor, herkes kendi kabuğuna çekiliyor. Şehirde gece parklarda bile yalnızca güvende takılabilirsiniz. Trafik problemi diye bir şey yok. Toplu taşıma inanılmaz gelişmiş ve istediğiniz yere çok rahatça ulaşabilirsiniz. Trafik kurallarına yayalarda sıkıca uyuyor. Korna sesi duymuyorsunuz. Işık yanında arkadan sıkıştırmıyorlar. Bu arada taksicilerin de Berlin’deki gibi çoğunluğu Türk. Yazımın başında da dediğim gibi burası küçük Almanya ama biraz gevşek hali. Ayrıca söylemeden geçemem, Viyana müthiş yeşil bir şehir, kendinizi yemyeşil parklara atabilirsiniz.

Burada hostellerde kalışı günlük 15-25 Euro’ya halledebilirsiniz, yine öğün yemek masrafınız 10-15 Euro arasında değişir. Bir iki günü fazla geçirmeyin derim, yoksa sıkılırsınız. Ama şunun hakkını yine vermek istiyorum, insan hakları, her şeye rağmen beni derinden etkileyen en üst şey. İskandinav ülkelerinden sonra Avrupa’da kişi başına düşen milli gelirin en yüksek olduğu ülkelerin başında geliyor ve her şeyin insan için olması, refah için olması gerçekten neden buralarda doğmadım diye bazen insanın aklına gelmiyor değil? Bu arada burasının bir meşhur yiyeceği de şinitzel’miş. Türkiye’de hep içinde tavuk bulunur ama orjinali domuz ve sığır etinden yapılanıymış:

 

Tabi Türkiye’de doğmuş biri olarak burada yaşar mıydım? Hayır, şu an yaşayamam. Fakat orada doğsaydım evet yaşanırdı… Ne de olsa her şeye rağmen vatan çok tatlı…