Almanya deyince genelde hepimizin adına ilk gelen şey şüphesiz ki disiplindir. Bunu inkâr edenimiz çıkmayacaktır herhalde. İşte bu disiplin hayatlarının her anında, her yerinde onları düzene sokarak dünyanın en büyük üçüncü ekonomisi yapmış, teknoloji, sanayi, tarım ve hayvancılık başta olmak üzere dünyanın bir numaralarından biri haline getirmiştir. Düşünün ki 2.Dünya Savaşı’ndan sonra şehirleri yıkık, savaştan yenik çıkmış eksilerde bir ülke ve yarım asırda tekrar yenilenerek geldiği nokta hepimizin gözünün önünde. Bu disiplin anlayışlarının şüphesiz ki en önemli öğesi şüphesiz ki çok çalışmak, çok çalışmak… Atatürk’ün dediği gibi ülkemizi muhasır medeniyetler seviyesine çıkarmak için bizimde çok çalışmaktan başka yapacak hiç bir şeyimiz yok ve Almanya önümüzde alınması gereken örneklerden bence en başta geleni.

Polonya’da bir yıl yaşadım, İspanya’da üç ay yaşadım. Bu ülkeler dışında en çok zaman geçirdiğim yer bir ay civarıyla Almanya’dır. Amcamların Almanya’da olması sebebiyle oradaki insanların yaşamlarının içine derinlemesine girebildim. Halk arasına karışıp Almanları ve orada yaşayan gurbetçi Türkleri derinlemesine gözlemleme fırsatım oldu. Öncelikle yazı başlığımız Almanya olduğu için konuya Almanlarla başlayalım. Almanların inanılmaz çalışkan ve işlerinin hakkını vererek yapan insanlar olduğunu söylemiştik. Her şeyden taviz verirler ama disiplinden taviz vermezler. Bu yüzden a’dan z’ye her şeyde bu disiplinin izlerini görüyorsunuz. Berlin, Frankfurt, Hamburg ve Kiel şehirlerinde bulundum. Herşey o kadar organize ve ulaşım o kadar rahat ki! İstediğiniz yere kısa bir sürede toplu taşımayla gidebiliyorsunuz. İster tramway ister otobüs olsun ulaşım ağı çok geniş hiçbir sıkıntı çekmiyorsunuz. Özellikle Berlin bu konuda çağ atlamış bir yer. Biliyorsunuz ki Berlin Duvarı bu şehri ikiye bölmüştü ve sonunda duvar yıkılınca bu güzel şehir birleşti. Avrupa’nıj tarihi açıdan sıraya soktuğunuzda en güzel üç şehirden biridir. İkinci dünya savaşının en çok zarar verdiği şehirlerden biri ama Alman disiplinin el değmiş hali insana gerçekten burada savaş olmuş mu dedirtiyor? Temiz, düzenli, kaliteli ve muazzam bir şehir. Gece ışıklarında yürümek inanılmaz keyifli. Yalnız şunu söylemeden geçemeyeceğim Berlin’in soğuğu kadar hiçbir yerde o derece soğuk görmedim. Polonya’da yaşarken -30 dereceyi gördüm ama yine de Berlin’de Aralık ayında geçirdiğim zamandaki gibi bir soğukla karşı karşıya gelmedim. Zangır zangır titremekten ağlayacaktım, o derece… Berlin’de gezmek isterseniz şehrin merkezinde Brandenburg Kapısı’nın olduğu alanda rehberler var ve size bütün Berlin’i gezdiriyor. Gezinin sonunda ise herkes gönlünden kopan bir bahşiş veriyor. Güzel bir uygulama, Berlin’e giderseniz denemenizde fayda var. Ama ben genelde kendim keşfetmeyi sevdiğim için birine bağlı kalmayı sevmiyorum.

İnsanlar arasındaki ilişki güven esasına dayanıyor. Ulaşımda da bu böyle. Araçlara bindiğinizde makinelerden bilet alıyorsunuz. İngilizce, Almanca ve Türkçe seçenekleri mevcut. Eğer bilet almazsanız bir kontrol görevlisine denk gelmediğinizde bedavadan seyahat edebilirsiniz. Tabi bu bizim Türk çakallığı. Ama yakalanırsanız 200 Euro’dan başlıyor. Toplumda bir güven esası hâkim ama ne yazık ki Türklerde ve diğer göçmenlerde işin çakallığı hat safhada.

Almanlar Avrupa’nın en soğuk toplumlarından biri, sosyal hayat konusunda diğer kuzey ülkeleri gibiler yani işten eve, evden işe. Akşamları Berlin’in merkezi dışında yollarda insan göremezsiniz. Hele Kiel’de gece dışarıda insan gördüğümü hatırlamıyorum. Resmen ölü şehir gibiydi. Tabi bir de klasik ırkçılık muhabbetleri var. Ne yazık ki bu genetik hala sürüyor ve aklı başında Almanların en sevmediği şeylerden biride şüphesiz ki bu ama ülkelerindeki Müslümanlara karşı gelişen bu refleks ve anti İslami genetik önlenemez bir durum. Almanya’da birçok milletten insan var ve bu kadar çok yabancıyla yaşamak onlar açısından haklı bir isyan konusu olabilir ama bu demek değildir ki ırkçılık yapılsın ve desteklensin. Nazi taraftarları azınlıkta olsa bile dediğim gibi bazı genetik şifreler değişmiyor ve değişmeyecek.

Almanya’da yaşam bence güzel ve rahat. Alman devleti tam bir sosyal devlet ve vatandaşlarına çok güzel bir hayat sunuyor. Sağlık inanılmaz derecede gelişmiş. Devlet çalışmayanın sosyal güvencelerini sağlıyor, kirasını ödüyor, çocukları için yardımda bulunuyor. Bunlar gerçekten inanılmaz şeyler. Zaten burada normal bir işte çalışan kişi evini arabasını rahatça alıyor. Amcam makine teknikeri, düzenli bir işi var ve hayat standardı çok yüksek. Arabası, evi vs. her şeyiyle güzel bir hayat sürüyor. Bizde bir teknikerin halini düşünün, asgari ücrette hayatını devam ettirmeye çalışıyor. Almanların sistemi öğrencileri yeteneklerine göre yönlendirme üzerine ve burada meslek erbapları ile ara elemanlar el üstünde tutuluyor.

Türkler genelde işin kolayına kaçmış ve döner dükkânı açmış ya da taksici olmuş. Okuyan ve güzel noktalara gelen Türkler genel Türk nüfusuna oranla gerçekten az. Çünkü bu kadar gelişmiş bir sosyal devlet içinde yaşayamamak imkânsız. Devlet sana her türlü bakıyor. Türkler çakallık boyutunda çağ atlamış, size amcamdan duyduğum bir hikâyeyi anlatayım. Bir tanıdığı arkadaşının kebap restoranları zinciri var. para konusunda hiçbir derdi tasası yok, dünyalığını yapmış ama buna rağmen hala devletin yardımlarını sömürüyorlarmış. Bu sadece bir örnek, bunu yapan bir çok Türk varmış. Olay şu adamın restoran zinciri var bunu karısının üzerine yapıyor, resmi olarak da karısından boşanıyor. Kendisi işsiz gözüküyor. Eşinden de ayrı olduğu için çocuklarına eğitim, evine kira, elektrik, su yardımı ve işsizlik maaşı alıyor. Bu yardımda yaklaşık 3000-3500 Euro. Gerçekten gülünür mü ağlanır mı buna siz karar verin. Zaten burada sıradan bir işte çalışan adamın bile altında en kral araba (ya Mercedes, ya BMW yada audi) var. Ama ne yazık ki bizim Ortadoğu insanı çakallıkta ve görmemişlikte sınır tanımıyor.

Almanya’da Türk toplumu ayrı bir grup olarak yaşıyor. Kendi yaşam alanları, kahveleri, mahalleleri ile kendilerini Almanlardan soyutlamışlar. Elbette uyum sağlamış olanlar var ama çoğunluk o kapalı kutunun içinde yaşıyor. Otuz yılı aşkın orada yaşayıp Almanca konuşamayanlar var. grup içine kapalı olduğu için her Türlü çözüm yolu üretmişler. Bu yüzden dile ihtiyaçları bile yok. Türk marketleri var, Türkçe iletişim ekranları var, daha ne olsun. birde Türk mahallesinde yaşıyorsanız, zaten Almanya’da olduğunuzu bile anlamazsınız. Yolda Türkçe’den başka bir dil duymuyorsunuz, sağınızda Ziraat bankası, solunuzda kahveler vs. kendinizi yabancı bir yerde hissetmiyorsunuz. Berlin’deki Kreuzberg Türk mahallesi’ni duymayanınız yoktur. Gözlerinizi bağlayıp, sizi oraya bıraksalar ve neredesiniz diye sorsalar en son vereceğiniz cevap Almanya olur, buna emin olun.

Yaklaşık beş milyon Türk var ve ikinci dünya savaşından sonra Almanların bugüne gelmesinde buraya işçi olarak gelen Türklerin payı şüphesiz ki en üst seviyede. Buradaki Türkler her ne kadar hayatın eskisi gibi olmadığını savunsalar da keyifleri gıcır, özellikle Euro’dan önce Mark kullanılırken refah çok daha yüksek seviyedeymiş. O günleri aradıklarını söylüyorlar.

Türk toplumunun içine kapanık olması, biraz onları saldırganda yapmış. Uyum sağlayamayan ve eğitimsiz bir kitlenin fazlalığı bence can sıkıcı ve kötü imajın ilk adresi. Kumarhanelerde üç ırka rastlıyorsunuz. Türk, Arap ve Polonyalılar. Maalesef ki kolay yaşam ve devlet yardımları insanları kolay kaybetmeye alıştırmış. Nasılsa devlet bize bakıyor diye kafaları rahat ve çalışmadan hayatlarını geçindiriyorlar yada parayı çarçur ediyorlar.

Hepimizin bildiği gibi Türkiye’den Almanya’ya sürekli ucuz uçuşlar bulabilirsiniz. Avrupa’nın en ucuz ülkesi Türkiye uçuşlarında. 250-350 TL’ye gidiş dönüş biletler yakalayabilirsiniz. Daha ucuzlarıda şüphesiz ki bulunur. Onun dışında altı kişilik bir odada gecelik ödeyeceğiniz ücret 12-15 Euro arasındadır. Ulaşımda en ucuz bilet ise 3 Euro’dan başlıyor. Günlük geçerli biletlerde alarak bütün günü kurtarabilirsiniz, bunların fiyatı da 6-8 Euro idi yanlış hatırlamıyorsam. 2-3 günlük güzel ve keyifli bir şehir Berlin. Bu arada Almanya’nın genelinde en çok dikkatimi çeken şey taksicilerin yüzde doksanının Türk olması. Arabaya bindiğiniz an başlıyorlar anlatmaya. Çocukların okumamasından, Almanya’nın eski Almanya olmadığından, vatan özleminden bahsediyorlar. Neden dönmüyorsunuz dediğimizde ise dönüp de ne yapacağız işimiz gücümüz yok diyorlar. Hepsinin hayali bir gün geri vatana dönebilmek…

Son olarak şunuda söylemeden edemeyeceğim, buradaki dönerler inanılmaz tatlı, türkiye’de böyle et bulamazsınız. Almanya’nın her yerinde köşe başlarında Türk dönerciler var ve etin tadına hayran kalma garantisi veriyorum. Bunun nedeni gıda hijyen ve kalite kontrollerin çok sıkı olması ve kaliteli üretimler.

Burada yaşar mıyım?  Hayır yaşayamam!!!